Birlikte
STÖ Yardım Masası
Bilgiye Erişim, Danışmanlık ve Aktif Yardım Projesi
Film Köşesi
Facebook Twitter

Türkiye’den bir “katmerli azınlık” hikayesi

Güncelleme Tarihi 17.01.2018

Suriyeli LGBTİ+ bireyler, sığınmacı olmanın getirdiği tüm zorluların yanısıra cinsel yönelimleri nedeniyle de "katmerli azınlık" sorunları yaşıyor. Özellikle de sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlı olması sıkıntıyı artırıyor, sorunlar ikiye katlanıyor.

haber fotoğrafı

Suriyeli sığınmacılar, pek çok sorun yaşıyor. Ülkelerini iç savaş nedeniyle terk etmek zorunda kalan ve Türkiye’ye sığınan Suriyeliler gerek sosyal entegrasyon ile ilgili, gerekse ekonomik sorunlar ile boğuşuyor. Toplum içerisinde azınlık olma halinin tüm sıkıntılarını omuzlarında hissediyorlar. Suriyeli LBGTİ+ bireyler ise toplum içinde azınlığın da azınlığı olarak sözü edilen sorunları çok daha fazla hissediyor.

Bu konuda çalışan sivil toplum örgütleri ve aktivistler de güçleri yettiğince sorunları azaltmak için gayret sarfediyor. Çelik Özdemir, pek çok LGBTİ+ sivil toplum örgütünde faaliyet gösteren bir kişi. Kendisini “bağımsız aktivist” olarak tanımlıyor. Özdemir, Suriyeli mültecilerin geçici kimlik belgelerini alana dek, sağlık hizmetinden eğitim hizmetine varıncaya kadar çok sayıda engelle mücadele ettiklerini anlatıyor, neredeyse hepsinin ciddi travmalarla uğraştığını söylüyor.

Sağlık hizmetlerine erişim sorunu

Suriyeli mültecilerin kimliksiz olmaları nedeniyle sağlık hizmetine erişimlerinin kısıtlı olduğunu söyleyen Özdemir, özellikle cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda tehdit altında olduklarının altını çizdi. Özdemir, “Doktorlarla aralarında dil bariyeri var. Hastanelerin acilen çevirmen bulmaları gerekiyor. Ya da Suriye’den Türkiye’ye gelmiş tıp eğitimi olan kişilerin hastanelerde istihdam etmesi de mantıklı bir öneri” diyor.

Suriye’ye dönmek istemiyorlar

Özdemir gözlemlediği diğer durumu, “Benim tanıdığım LGBTİ+ birey olanların neredeyse tamamı ülkesine geri dönmek istemiyor” diye anlatıyor.

Konuştuğu LBGTİ+ sığınmacıların bir kısmının Türkiye’de kalmak, bir kısmının da başka ülkelere gitmek istediğini anlatan Özdemir’e göre gidenler arasında da sıkıntıların hemen ortadan kalkmadığını söylüyor. “Ben ağırlıklı olarak Fransa, Almanya, Kanada ve Amerika’ya gidenleri duydum” diyor Özdemir, “Ülkelerin büyükelçilikleriyle görüştükten sonra bekleme listelerine alınıyorlar, isimleri çıkınca da gidiyorlar. Tüm bu süreç psikolojik açıdan yıpratıcı olmanın yanı sıra pek çok da belirsizlik içeriyor. Örneğin başka bir ülkeye gittikleri zaman orada ne yapacakları bile belli değil. 2 haftada mı, 6 ayda mı yoksa daha uzun sürede mi başvurdukları ülkeden geri dönüş alacakları bilinmiyor”.

Ailelerinin ölüm haberini burada aldılar

Özdemir’in ifadesiyle ailesi öldükten sonra gelenler olduğu gibi ailelerinin ölüm haberini Türkiye’de alan Suriyeli LGBTİ+ mülteciler de var. Özdemir, yaşadıkları travmanın çok ağır olduğunu söylüyor:

Aileleri yanlarında olanlar, onlar bilmedikleri için cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerini burada da gizli tutmak durumunda kalabiliyorlar. Suriye’de akrabaları tarafından tecavüze, cinsel istismara uğrayanlar var. Burada da her türlü istismara açık bir şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar. Öte yandan, Suriyeli LGBTİ+ mülteciler ana akım medyayı geçtim realpolitik olarak da görünür değiller. Siyasetin içerisinde, partilerin söylemlerinde, meclis gündeminde veya yerel yönetimlerin gündeminde yoklar. Hal böyle olunca ana akımda da alternatif medyada da önemli haberler yer bulmuyor.

İstismar açığa vurulmuyor

Mültecilerin herhangi bir problem karşısında nasıl bir yol izleyeceklerini, nereye başvuracaklarını bilmediklerini vurgulayan Özdemir, istismara maruz bırakılanlar arasında polise başvuranların sayısının çok az olduğunu ifade ediyor:

Gidip de ne yapacağız diyorlar. ‘Doktordan yardım alamıyoruz, polis bize nasıl davranır acaba?’ diye soruyorlar. Türkiyeli LGBTİ+ bireylerin yaşadıklarının katbekat fazlasını bir de savaş sonrası travma ile, ekonomik zorluklarla yaşıyorlar. Kendi toplulukları içinde de varlık gösteremedikleri için çifte ayrımcılığa değil de “çoklu” ayrımcılığa maruz bırakılacak biçimde yaşamlarını sürdürüyorlar. Suriyeli LGBTİ+ mülteciler, çok ayrı ve uzmanlık gerektiren bir konu.

OHAL ve LBGTİ+ sığınmacılar

KAOS GL Derneği’nin LGBTİ+’ların medyada nasıl yer aldığını incelediği 2016 Medya Raporu’na göre 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında konusu LGBTİ+ bireyler olan haber sayısında keskin bir düşüş yaşandı. Rapora göre OHAL dönemi de LGBTİ+’ların medyadaki görünürlüklerini olumsuz etkiledi. Türkiye’nin yoğun siyasi gündemi ve günaşırı yaşanan büyük medyatik gelişmeler hem mülteci hem de Türkiyeli LGBTİ+ bireylerin ana akım medyadan her geçen gün biraz daha uzaklaştırıldıklarını gösteriyor. Bu duruma 15 Temmuz’dan sonra kapatılan çok sayıda kanal ve gazetenin yanı sıra Türkiye’nin şu anki gündeminde LGBTİ+ meselesinin pek çok kesim tarafından “gereksiz, lüks” olarak algılanması da neden oluyor. KaosGL.org haber sitesinde editörlük yapan Yıldız Tar, geçtiğimiz mart ayında Bianet’te yayınlanan OHAL’in Büyük Hikayeleri, Referandum ve Bizim Çocuklar adlı köşe yazısında bu durumdan hareketle şöyle diyor:

Oysaki OHAL ve savaş gibi dönemlerde toplumda en savunmasız bellenen grupların doğrudan şiddetin hedefi haline geldiğini insanlık tarihinden biliyoruz. Amiyane tabirle filler tepişirken ezilen çimenlerin hikayesini kimse anlatmıyor.

Suriyeli LGBTİ+ mülteciler ve nefret cinayetleri

Türkiye’de, her yıl yüzlerce nefret suçu işleniyor. Toplumda ve siyasette çok yaygın olarak kulanılan nefret söylemi de yapılan çalışmalara göre nefret cinayetlerinin önünü açıyor. Son yıllarda Suriyeli LGBTİ+ mülteciler de nefret cinayetlerine kurban gitmeye başladı. Aktivist Çelik Özdemir, özellikle mülteci LGBTİ+’ların kendi toplulukları içinde bağları olmadığı gibi Türkiyeli LGBTİ+ bireylerle de dilsel bariyer nedeniyle iletişime geçemediklerini vurguluyor:

Tüm bu faktörler nefret suçlarına karşı onları daha savunmasız hale getiriyor. Kayıtlara geçen birkaç tane nefret cinayeti olsa da kayıtsızlar konusunda bazı endişeler de yok değil…

2009-2014 yılları arasında Türkiye’den 34 trans kadın öldürülmüştü. Bu 34 nefret cinayetiyle Türkiye, trans kadın cinayetlerinde Avrupa’da en önde yer almıştı.

Öldürülen Suriyeli LGBTİ+ mülteciler

2016 yılında Suriyeli LGBTİ+ mülteciler de nefret cinayetlerinin hedefi oldu. Cibali Postası olarak Muhammed Wisam Sankari ve Werde’nin hikayesini hatırlatmak istedik…

Muhammed Wisam Sankari (2016): Aksaray’daki evinden çıktığı 23 Temmuz’dan iki gün sonra Yenikapı’da ölü bulundu. Cinayetten önce defalarca tehdit edilen ve bir grup tarafından kaçırılarak tecavüze uğrayan Wisam Sankari’nin uzun bir süre yakalanamayan katil zanlısı, geçen eylül ayında suçunu itiraf etti. 28 Eylül’de 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, “haksız tahrik” ve “iyi hal indirimi” uygulandığı için faile 15 yıl hapis cezası verdi.

Werde (2016): Seks işçiliği yapan Suriyeli mülteci trans kadın Werde, 17 Aralık 2016 tarihinde Cihangir’deki evinde müşterisi tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Werde, Suriye’deki savaşta ailesini kaybettikten sonra Türkiye’ye gelerek Taksim’de bir barda çalışmaya başlamıştı. Cinayetten bir ay sonra cenazesi uzun bir süre morgda tutulan Werde’nin cenazesiyle İstanbul LBGTİ+ Derneği ve Kadınlarla Dayanışma Vakfı ilgilenmek için yasal başvurularda bulundu. Ancak savcılık kararı ile Werde, kimsesizler mezarlığına defnedildi…

Kaynak

Paylaş
Bu web sitesi, STGM tarafından yürütülen ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen Etkin Katılım İçin Sivil Toplumun Gelişimi projesi kapsamında yayın yapmaktadır.
Web sitesinin Avrupa Birliği'nin resmi görüşlerini yansıttığı düşünülmemelidir.