Birlikte
Destek Noktası
Video Köşesi
Facebook Twitter

Hayat Sende: Devlet Korumasındaki Çocukların Yeni Hayatı

Güncelleme Tarihi 08.10.2019

Önyargılı ve dışlayıcı söylemlere inat “buradayız ve üretiyoruz” diyerek yola çıkan, devlet korumasında yetişen bir grup gencin hayata geçirdiği “Hayat Sende”, bugün üyeleriyle ve onlarca gönüllüsüyle birçok alanda faaliyetler yürüten ve kendi kaynaklarını üretebilen bir Dernek…

Hayat Sende, devlet korumasında olan çocuklara ulaşıyor, onlara koruma sonrasında ihtiyaç duyabilecekleri donanımı kazandırmaya çalışıyor, burs veriyor, devlet korumasındaki
çocukların aile yanında hayat becerilerini kazanabilmesi için koruyucu ailelik siteminin savunuculuğunu yapıyor, dünyanın dört bir yanından bu alandan çarpıcı hikayeleri
duyuruyor. Hayat Sende sayamadığımız pek çok başlıkta hayaller kuruyor ve bunları hayata geçiriyor. 

Hayat Sende, Türkiye’nin her yerinden aktif gönüllüleriyle, stajyerleriyle, iki yüze yakın gönüllü çevirmen ağıyla ve çalışanlarıyla oldukça üretken bir dernek… 

Avrupa Birliği tarafından desteklenen ve STGM olarak yürütücüsü olduğumuz BİRLİKTE: Yerel STÖ’ler için Kurumsal Destek programı faydalanıcılarından Hayat Sende’nin öyküsünü dinlemek, derneği daha yakından tanımak ve çalışmalarından ilham almak için Yönetim Kurulu üyesi Bayram Tunçbilek’le konuştuk.

İlk olarak Hayat Sende’nin yola çıkış hikayesini anlatır mısınız?
Bizler devlet korumasında yetişen ve sivil toplumda da faaliyet gösteren birkaç arkadaş olarak alandaki ihtiyaçlar üzerine hep konuşuyorduk. Örneğin ben o dönemde TEGV’de
gönüllü idim ve TEGV yurtlara nasıl girebilir diye düşünüyordum. Ama bürokratik engeller yüzünden bu mümkün olmuyordu. Arkadaşlarla hep şunu tartışıyorduk, alanda çok fazla sorun var bir şeyler yapmak gerekiyor ve yine alanda çok fazla STK var ama bu STK’ların çoğu dayanışma ve yardımlaşma üzerine. Yani sorunlara köklü çözümler üretemeyen yapılar.

Biz bu alanda yetiştik, bu sorunlara vakıfız ve yirmi yıl önceki bazı sorunlar devam ediyor. Dedik ki bu alanda bir şey yapmak gerekiyor. Bu sorunları gün yüzüne çıkarmak gerekiyor. Bunun üzerine örgütlenelim, dernek kuralım diye bir fikir ortaya çıktı. O şekilde yola çıktık. Önce diğer STK’lara bakıp ne olmayacağız diye konuştuk. Nasıl bir yapı olmak istemediğimizi ve neler yapmak istediğimizi konuştuk. Bu şekilde yola çıktık.

Hayat Sende ismine nasıl karar verdiniz peki?

Derneğin ismini çokça tartıştık. Alanda çok fazla Yetiştirme Yurdu başlığıyla kurulmuş dernek var. Bunlardan her ilde var neredeyse. Türkiye genelinde yanlış değilsem korumadan ayrılan bireylerin kurduğu 40 tan fazla dernek var. Bir de biz bu derneklere baktığımızda fark ettik ki bir çoğunda kadınlar yok. Biz neden kadınlar derneklere girmiyor konusunu da konuştuk. Ve bu konuya dair kadın arkadaşlarımızla konuştuğumuzda yetiştirme yurdunun vermiş olduğu ağır yükten, etiketleme ve ötekileştirmeden kaynaklı insanlar o kavramı tekrardan kullanmak istemiyor. Toplumun bakış açısı çok farklı olduğu için bu kavramı kullanmak istemiyor ve hayatlarından çıkarmak istiyorlar. O etiketten sıyrılmak istiyorlar. İnsanlar kendilerini gizliyorlar. Ama biz alandan yaşam tecrübesi olan insanların olması gerektiğini savunuyoruz. Bu nedenle biz bu isimde karar kıldık.

Yola çıkarken alandaki diğer derneklere baktık ve ne olmayacağız diye konuştuk dediniz. Peki, alanda çalışan STK’larda gördüğünüz eksiklik neydi?

Alanda çalışan STK’ların çoğunluğu hemşeri dernekleri gibiydi. Bir araya gelelim yardımlaşma, dayanışma içerisinde olalım, düğünlerde ve özel günlerde bir araya gelelim gibiydi. Tabi bu da çok önemli bir şey ama onlar daha dayanışma odaklı ama biz şuna değinmek istiyorduk; mevcutta var olan bir sistem ve uygulamalar var ama var olan uygulamalar içerisindeki aksaklıklar görülmüyor. Aslında yaşayanların tecrübe ettiği, bildiği ama yaşayanlardan başka akademidekilerin ya da kurumlarda çalışanların göremediği birtakım sorunlar var. Zaten biz ilk başta yola çıkarken ilk sorun olarak tespit ettiğimiz şeylerden biri yurtlardan çıkan çocukların temel yaşam becerilerini elde etmeden yurtlardan ayrıldığıyla ilgiliydi. O zaman çocuklar 18 yaşında direk yurttan ayrılmak zorunda kalıyordu. Üniversite okuyorsa da 25 yaşa kadar devlet korumasında kalabiliyordu. Devlet korumasından ayrılan çocuk bütçe bilmiyor, ev yönetmeyi bilmiyor. Yani çocuk hayata dair neredeyse birçok şeyi bilmiyor. Bu yüzden de bu gençlerin desteklenmesi ve temel yaşam becerilerini kazanarak yurtlardan çıkması gerekiyor. Bu nedenle biz ilk zamanlarda bu kapsamda çok fazla eğitim organize etmeye çalıştık. Şimdi bu eğitimleri yaz dönemi kamplarına evirdik.

Koruma Altındaki Gençler Akademisi bu bahsettiğiniz kapsamda mı düzenleniyor?

Koruma Altındaki Gençler Akademisi ‘ni her sene farklı adlarda yapıyoruz. İlk başta Yurtlu Genç Liderler Akademisi diye başladık. İçeriği yine aynıydı. Amacımız gençleri bulundukları ortamlardan uzaklaştırıp hem eğlenebilecekleri hem fikirlerini tartışabilecekleri hem de uygulayarak öğrenebilecekleri bir alanda bir araya getirmekti. Bu halen devam ediyor. 

Hayat Sende olarak bir de sözlük çalışmanız var. Biraz da bundan söz eder misiniz? 

Şimdi bizim ilk yola çıktığımızda hedeflerimizden biri gençlere temel yaşam becerilerini kazandırmaktı. Bir de yola çıkarken etiketleme sorunu fark etmiştik. Okulda, medyada, toplumda. Örneğin okullarda bazı velilerin sorun çıkardığını biliyorduk. Benim çocuğum o çocuklarla aynı sınıfta olmasın, aynı sırada olmasın gibi klişeleşmiş kavramlara ya da yurdun bulunduğu mahalledeki sakinlerin “bu yurdu burada istemiyoruz” gibi ötekileştirici söylemlerine çok sık tanık oluyoruz. İşte bu nedenle bununla mücadele etmek amaçlı Sabancı Vakfı’ndan aldığımız destekle “Sosyal Duvarları Yıkalım” başlıklı bir proje yürüttük. Bu çalışmada hedef kitlemiz medya mensuplarıydı. Medya mensuplarının yapmış olduğu haber diline, çocuklarla ilgili haber yapılırken kullanmaları gereken dile  dikkat çekmeye çalıştık.

Örneğin, bugün Türkiye’de her sene 600 bin-700 bin kişi üniversiteyi kazanıyor. Aslında bu sıradan bir şey, yani üniversite, eğitimin devam eden bir süreci. Ama haberde manşet şöyle: “Yetiştirme yurdundan üniversiteye. Samsun’daki yetiştirme yurdundan 3 çocuk üniversiteyi kazandı”. Şimdi bu haberde görünmeyen mesaj şu aslında, bu çocukların üniversite kazanması çok zor ama bu çocuklar imkansızı başardılar. Oysa bu imkânsız bir şey değil aksine sıradan bir durum. Bu türden haberler dil dönüşünün gerekliliğini gösteriyor. Biz bu çalışmayla bir nebze de olsa farkındalık yarattığımızı düşünüyoruz. Şimdi yeni bir komisyon kurduk. Bu sözlük üzerine yeniden çalışıyoruz, biz de baktıkça hatalarımızı fark ediyoruz. Sözlüğü revize ediyoruz.

Sözlük çalışması için nasıl bir yol izlediniz?

Bu çalışma için engelli derneklerinin yapmış olduğu çalışmalardan esinlendik. Kavramlar üzerine konuşup, tartıştık ve bunlar yerine yeni kavramlar üretmeye çalıştık.
Örneğin yetim kelimesi, bu özgüven kırıcı bir ifade. Çünkü bir acziyet içeriyor. Yuvadan çocuk alma, yuvaya çocuk verme… Bu kavramlar çocuğu alıp verilen bir meta olarak sunuyor. Ama koruyucu aile sisteminde aile ve çocuk eşleştiriliyor. Çocuğun rızası yoksa çocuk gidemiyor. Çocuk istemezse aile koruyucu olamıyor. Yani aileler karpuz alır gibi çocuk almıyor. Ya da evlatlık kelimesi... Bu sondaki -lık eki negatif bir algı yaratıyor. Bunun yerine biz evlat edinilen çocuk kelimesini öneriyoruz. Yine yetimhane kelimesi. Çocuklarımız bu kelimeyi kullanmıyor çünkü yaşadıkları yeri bir yetimhane olarak görmüyor. Misal buralarda artık sevgi evi ya da çocuk evi deniyor. Yine kimsesiz çocuk. Bu muhtaçlık bildiren bir kavram. Ama Türkiye’de kimsesiz hiçbir çocuk yok. Şimdi kurumlara baktığımız zaman çocukların tamamına yakınının ailelerine dair bilgi kayıtları mevcut. Ayrıca o çocuklar kimsesiz değiller. Yine sıklıkla karşımıza çıkan bir diğer kavram korunmaya muhtaç çocuk. Muhtaç değil hiçbir çocuk. Bu çocuklar devlet koruması ve sorumluluğu altındalar ki Türkiye’de koruyucu aile modeli de var. Çok fazla insan koruyucu aile olmak istiyor.

Söz buraya gelmişken biraz da koruyucu ailelik sistemini konuşsak. Koruyucu ailelik savunuculuğunu yaptığınız başlıklardan biri. Toplum evlat edinme kavramına aşina olsa da koruyucu ailelik pek bilinmiyor. Bu kavramlar arasında ne gibi farklar var?

Koruyucu ailelik modeli aslında devletin kendi sorumluluğunu aileyle paylaşmasıdır. Çocuğun biyolojik ailesi vardır ve çocuk biyolojik ailesinin nüfusuna kayıtlıdır. Ama çocuk devletin koruması altındadır. Çocuğun bütün masraflarını ise devlet karşılar. Bu sistemde çocuk koruyucu aile yanında hayata hazırlanır. Yani koruyucu aile çocuğun barındığı ve ebeveyn ilişkisini aldığı yerdir. Çocuğun her zaman biyolojik aile yanına dönme hakkı vardır. Yani biyolojik aile o çocuğun devlet korunmasına alınma nedenleri ortadan kaldırırsa çocuk uzman kararıyla geri dönebilir. Bugün ülkemizde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 25-65 yaş arası herkes, evli ya da bekar fark etmez, koruyucu aile olmak için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın il müdürlüklerine başvuru yapabilir. 

Evlat edinmede ise çocuk, evlat edinen ailenin nüfusuna geçiyor. Yani çocuk nüfusuna geçtiği ailenin bütün haklarından yararlanabiliyor. Koruyucu ailelikte bunların hiçbirisi yok. Yine evlat edinmek isteyenler için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın il müdürlüklerine başvuru yapabiliyor.

Bizim savunumuz kurumların dünyanın her yerinde şiddet ve istismar doğurduğu. Kurum bakım modeli terk edilmeli. Tabi mecbur kalınan noktalar olacaktır ki dünyada da yüzde yüz terk edilmiş bir durum değil. Ama aile temelli bakım modelleri en sağlıklı şekilde insanlara anlatılmalı ve farkındalık oluşturulmalı. Çocuk ve ailenin iş birliği yaparak çocuğu hayata hazırlaması gerektiği anlatılmalı.

Hayat Sende olarak devlet koruması altındaki çocuklara ulaşmak için ne gibi yöntemler izliyorsunuz?

Devlet koruması altında olan çocuklar herhangi bir sivil toplum örgütü ararken genelde Yetiştirme Yurtlarından Ayrılanlar Derneği (YURTAYDER) diye arar. Bu klişeleşmiş bir
kavramdır ve bu dernekler hemen her ilde vardır. Bu nedenle çocukların bizi tanıması ismimizden kaynaklı zaman alıyor. Biz çocuklara kendimizi farklı yollarla tanıtmaya
çalışıyoruz.

Örneğin her sene burs veriyoruz. Burs duyurularını il müdürlüklerine göndererek çocuklara bunun duyurulmasını sağlamaya çalışıyoruz. Yine düzenlediğimiz yaz kampları için duyuru yapıyoruz. Ama halen yurtlardan ayrılan çocukların kurduğu bir dernek olarak bilinmiyor. Tabi bilinmesini istiyoruz. Ama son zamanlarda özellikle bursiyer sayımızın artması ve bursiyerlerimizin de gönüllü olarak bizimle çalışmaya başlaması bilinirliğimizde
etkili oldu.

Peki, kaynak yaratma konusunda nasıl bir yöntem izliyorsunuz?

Biz 2014 yılında ofis kiramızı dahi ödeyemiyorduk. Ama sonra bir strateji geliştirdik ve yöneticiler, çalışanlar, gönüllüler olarak derneği çevremize anlatmaya, aylık 1 TL bile olsa
düzenli bağışçı ol diye önce çevremizi ikna etmeye başladık. Sonra yaptığımız çalışmaları da yaygınlaştırmaya başladık. Misal 3 sene önce derneğe bağış yapmış olan bir arkadaşın sosyal medyada postunu görüyorum, onunla ilgili bir çalışmamız varsa hemen altına bu çalışmamızı ekliyorum.

Bununla birlikte yapılan çalışmalar insanları düzenli bağışçı olmaya ve desteklemeye ikna etmeli. Bizim için 2012 yılında Sabancı Vakfı tarafından fark yaratan seçilmemiz epeyce etkili oldu. Bu insanlara düzenli bağışçı olma konusunda da referans oldu.

Düzenli bağışçılar sayesinde bursiyerlerinizi destekleyebiliyorsunuz değil mi?

Evet evet. Bir de şu var bizim ilk etapta yaptığımız çalışmalar politikayı etkilemeye dönük çalışmalardı. Sürekli algıyla mücadele eden çalışmalardı. İşte “Sosyal Duvarları Yıkalım
Projesi” gibi. Ama şunu da gördük, insanlar o an dokunduğunu görmek istiyor. Yani biz 18 yaş çok erken diye kampanya yapmışız, bu insanların çok umurunda değil. Aslında o kampanya her yıl 700 çocuğu sokakta kalmaktan kurtaran bir çalışmaydı, ki kurtardı da. Bu çok önemli ama insanlar çocuğa ya da gence direk dokunduğunu görmek istiyor. Biz burada farklı stratejiler geliştirdik.

Örneğin burada yazın düzenlediğimiz kampların görünürlüğünü sağlamak iyi oldu. İnsanlara birilerine dokunduğunu orada gösteriyorsun. İnsanlar bire bir dokunduğunu gördüğü zaman ikna oluyor. Misal kamplardan sonra sosyal girişimcilik ödülü alan gençlerimiz oldu. 2013 yılından bu yana 7-8 kişi ödül aldı. Yine Türkiye’nin ilk liseli sosyal girişimcisi ödülünü alan gencimiz var. Bizim özellikle kamplarımıza katılan ve “Benim ikinci hayatım Hayat Sende ile başladı” diyenler var. İşte onların o referansları bizim bağışçılarımızı ikna etmek konusunda çok önemli. Bir de destekçilerimize burs verdiğini gösteriyoruz. Faaliyet raporlarımızı, bütçemizi sayfamızdan yayınlıyoruz.

Son olarak halihazırda devam eden çalışmalarınızdan da söz eder misiniz?

2 yıldır devam eden “Geleceğe Koşanlar Mentörlük Projesi” var. Proje kapsamında mentilerle mentörler bir araya geliyor ve birlikte eğitim alıyorlar. Mentör bir yaşam koçu gibi mentiye destek oluyor. Mentörler, mentilerin dışarıdaki hayatını kolaylaştırmak ve destek olmak üzere yardımcı oluyor. Geçen seneki mentilerimiz bu sene grup mentörü oldular. Akran mentörlüğüne yönelmiş oldular. Mentilerimizin mentöre dönüşüyor olması onların hayatta daha güçlü olduğu anlamına da geliyor.

Bakım sonrası rehberlik hizmeti diye bir rehber hazırladık. Bu rehberde kurumdan ayrılan kişilerin ihtiyaç duyacağı bilgiler yer alıyor. Bir evi nasıl tutacağından faturayı nasıl
ödeyeceğine, askerlik tecilini nasıl yaptıracağından açık öğretim harcını nereye yatıracağına kadar pek çok bilgiyi içeren bir rehber. Bu rehberin bir eğitimini oluşturmaya çalışıyoruz. Bu eğitimi üniversite okuyan koruma altındaki gençlere vererek onları eğitmen yapıp, sevgi evlerine ya da çocuk evlerine giderek oradaki çocuklara eğitim vermelerini amaçlıyoruz. Proje kapsamında eğitim vereceğimiz 20 kişiden de en az beşer defa eğitim vermesini ve toplamda yüz eve ulaşmayı hedefliyoruz.

Bir de “100 Yurttan Ses” diye bir kitap projemiz var. Devlet korumasından ayrılan yüz kişiye röportajlar aracılığıyla ulaşmaya çalışıyoruz. Uluslararası ağlarla ve İslam coğrafyasındaki ülkelerle ilişkilerimiz de devam ediyor.

Çocuk Koruma Destek Hattı da devam ediyor. Sitemizde bulunan online bir hat. Burada bir form var ve evlat edinilen çocuk olabilir ya da evlat edinen aile olabilir resmî kurumlarda çözemedikleri sorunlara buradan bize başvurabiliyorlar. Biz de soruna göre ilgili uzmanla görüşerek, işte psikologla ya da avukatla görüşerek danışan kişiye destek olmaya çalışıyoruz.

Geniş bir gönüllü ve üye ağımız var. Zaman içinde eksikliğini gördüğümüz konularda da çalışma yapmayı istiyoruz. Ama şunu da görüyoruz, yaptığımız kamplarda bayrağı teslim
edebileceğimiz gençlerimiz var. Bu çok ümit verici.

Paylaş
Bu web sitesi Avrupa Birliğinin maddi desteği ile oluşturulmuştur ve sürdürülmektedir. İçerik tamamıyla Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği'nin sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliğinin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.