TechSoupTR
Arama
Birlikte
Destek Noktası
Video Köşesi
Facebook Twitter Linkedin Instagram Youtube

"Erişilebilirlik Düzenlemelerini Ötelemek Engellileri Ötekileştirmenin Bir Diğer Adı"

Güncelleme Tarihi 14.08.2020
Türkiye, tam 15 yıldır tüm kamu yapılarının ve toplu taşıma araçlarının engellilerin erişimine uygun hâle getirilmesi ile ilgili düzenlemeleri hayata geçirmiyor.

2005 yılında çıkarılan 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’da belirtilen düzenlemelerin yapılması için verilen süre daha önce tam beş kez uzatıldı. Şimdi bu süre 28 Temmuz’da çıkarılan torba yasa ile birlikte yeniden uzatıldı.

Erişilebilirlik düzenlemelerinin ertelenmesini, 15 yıldır yapılmayan düzenlemelerin nasıl sorunlar doğurduğunu ve son ertelemenin ne gibi sorunlar doğuracağını Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği’nden (TOHAD) Süleyman Akbulut ile konuştuk. 

Akbulut, erişilebilirlik düzenlemelerinin son olarak COVID-19 pandemisi nedeniyle ertelenmesinin gerçekçi olmadığını aktarırken, salgının ertelemeye bahane edildiğini söylüyor. 15 yılda yapılmayan düzenlemenin altı ayda yapılacağı fikrinin gerçeği yansıtmadığını vurgulayan Akbulut, devletin ilgili kurum ve kişilere cezadan kaçındığını belirtiyor. 

Erişilebilirlik düzenlemelerini ötelemenin engellileri eve hapsetme ve onları ötekileştirme anlamına geldiğini de aktaran Akbulut,  "Bu düzenleme ile engelli bireylerin ikinci sınıf vatandaşlar olarak görüldüğü tescillenmiştir." diye konuşuyor.

Temmuz ayının son haftası Meclis'ten geçen torba yasa ile uzun yıllardır ertelenen kamu yapılarının ve toplu taşıma araçlarının engellilerin erişimine uygun hâle getirilmesiyle ilgili düzenleme yeniden uzatıldı. Siz bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erişilebilirlik, engelli bireyler için temek bir haktır. Zira Sakat bir bireyin, dış dünyadan kaynaklanan sebeplerle engelliye dönüşüp dönüşmeyeceği, -tutumsal engeller bir kenara bırakıldığında- neredeyse tamamıyla erişilebilirlik düzenlemelerine bağlıdır.
 
Diğer yandan, erişilebilirlik sadece engelli bireyin, bağımsız hareket edebilme hakkını gerçeğe dönüştüren bir olgu değildir. Erişilebilirlik, aynı zamanda eğitim, sağlık, çalışma, sosyal hayata katılım vb. diğer tüm haklardan yararlanabilmenin de ön koşuludur.
 
Ancak ne yazık ki, bugüne kadar, engelli bireylerin erişim düzenlemeleri konusunda neredeyse hiç yol alamadık. Nitekim devletin resmi verilere göre 1 milyon 500 bin kamusal mekanın %99,8’i engelli erişimine uygun değil!
 
Bu noktada yanlış algılanan bir konuyu düzelmekle başlamak en doğrusu. Zira 5378 Sayılı Engelliler Hakkında Kanunun ek 3. maddesince kamusal hizmet veren binalarda, yollar kaldırımlar, rekreasyon alanları, parklar vb. tüm kamusal mekanlarda ve toplu taşıma araçlarında yapılması gereken düzenlemelerle ilgili süreler çok daha önce dolmuştu. Kamusal binalar ve belediye toplu taşıma araçları için süre 2013 yılında, özel toplu taşıma araçları için ise süre 2018’de doldu. Erişim düzenlemeleri yapmayanlara ek 2 yıl da süre veriliyordu ve bu süre de dolmuş durumda. Normal şartlarda  yükümlülüklerine uymayan kişi ve kuruluşlara ceza verilmesi aşamasındayız.  Ama çıkartılan bu yasal düzenleme ile erişim düzenlemelerini yapmayan kişilere ek bir süre verilmiş oluyor. Bu düzenleme ile yasa koyucu, kişi ve kurumlara adeta erişim düzenlemeleri yapmamaya devam etmeleri için ek 3 yıl daha süre veriyor.  
 
Bu yüzden engelli bireylere yönelik erişim düzenlemeleri yapılmasını emreden yasal düzenlemenin tanıdığı süreleri ertelemek;  engelli bireyi evlere hapsetmenin, onu ikinci sınıf yurttaş saydığını ifade etmenin, onu ötekileştirmenin diğer adıdır. Bu düzenleme ile engelli bireylerin ikinci sınıf vatandaşlar olarak görüldüğü tescillenmiştir.

2020 yılı Cumhurbaşkanı tarafından "Erişilebilirlik Yılı" ilan edilmişti.  Ancak yapılan uzatmanın sebebi olarak COVID-19 salgını gösterildi. Bunun için ne söylemek istersiniz?

COVID-19 ülke gündemine Mart 2020’de girdi. Ama erişim düzenlemeleri ile ilgili yasal düzenlemelerin çıktığı tarih 2005 yılı! Bu 15 yıl içinde neredeyse hiçbir şey yapılmadı. Onun yerine sadece süre uzatmaları yapıldı.

COVID-19 salgını çıkmasaydı 15 yılda yapılmayanlar 6 ayda mı yapılacaktı? Bütün göstergeler, COVID-19’un çıkarılan bu yasal düzenlemeye bahane edildiğini açık bir biçimde göstermektedir. Çıkarılan bu yasa ile yükümlüklerine uygulamayan kişi ve grupların çıkarlarının gözetilmiş, onlara ceza vermekten kaçınılması amaçlanmıştır.

Birleşmiş Milletler erişilebilirlikle ilgili düzenlemeler konusunda daha önce Türkiye'ye sert eleştirilerde bulunmuştu. Şimdi yeniden süre uzatıldı. Bunun BM'deki karşılığı sizce nasıl olur?

Türkiye BM Engelli Kişilerin Hakları Sözleşmesi’ne 2009 yılında taraf olmuştur. Bir uluslararası sözleşmeye taraf olmak, devletlerin kendi iradeleri ile aldığı bir karardır. Kimse o devleti sözleşmeye taraf olmaya zorlamaz. Türkiye, sözleşmeye taraf olarak hayatın her alanında erişilebilirliği bir hak ve ilke olarak gerçekleştireceğini beyan etmişken, bu tip yasal düzenlemeleri çıkarması, kendi verdiği sözün inkarı anlamına gelecektir.

Türkiye’de aralarında derneğimiz Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği’nin (TOHAD) de bulunduğu birçok örgüt, geçtiğimiz yıl, BM Engelli Kişilerin Hakları Komitesi’ne gölge rapor vererek Türkiye’nin sözleşmeye ne derece uyup uymadığı konusunda bilgilendirmeler yapmıştır. Bu gölge raporlar sonucunda geçtiğimiz yıl BM Engelli Kişilerin Hakları Komitesi, Türkiye’ye çok ciddi uyarı ve tavsiyelerde bulunmuştu. Bu yaşanan son gelişmeler de elbette ki komitenin dikkatinden kaçmayacaktır. Bu konuda ilerleyen dönemlerde çok ciddi uyarı ve hatta kınamalar gelebilecektir.

Erişilebilirlik düzenlemeleri sadece "engelliler" özelinde mi talep ediliyor? Erişilebilirlik düzenlemeleri neleri kapsamalı?

Erişilebilirlik denildiğinde, toplumda sadece sakat bireylerin akla gelmesi, temel yanlışlardan biridir. Bir kamusal binanın, bir toplu taşıma aracının ya da yolların kaldırımların erişilebilirliğinden kastedilen, o kentsel unsurun, engelli, yaşlı, hamile kadın, küçük çocuk, bedensel güç kaybı yaşayan bireyler vb. tüm kesimler için erişilebilir olmasıdır.

Aslında erişilebilirlik, bir demokrasi ve çoğulculuk sorunudur. Yani yaşamın toplumun tüm kesimlerinin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde dizayn edilmesidir. Kentin toplumun herhangi bir kesimini dışarıda bırakacak şekilde dizaynı, eşitliğin bozulması demektir. Dışarıda bırakılan topluluğun herkesin yararlandığı bir haktan yararlanamaması ve ayrımcılığa uğraması demektir.

Dolayısıyla erişilebilirlik düzenlemelerinin kapsayıcı olması, toplumun tüm kesimlerinin insan onuruna yakışır biçimde bağımsız kılınacağı bir niteliğe sahip olması temel şarttır.

Paylaş
Bu web sitesi Avrupa Birliğinin maddi desteği ile oluşturulmuştur ve sürdürülmektedir. İçerik tamamıyla Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği'nin sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliğinin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.