Birlikte
STÖ Yardım Masası
Bilgiye Erişim, Danışmanlık ve Aktif Yardım Projesi
Film Köşesi
Facebook Twitter

Engelli Çocuklar İçin Mevcut Politikanın Değişmesi Lazım

Güncelleme Tarihi 28.08.2018

2017 TÜİK verilerine göre Türkiye'deki çocuk sayısı 22 milyon 883 bin 288. Bu çocukların 600 bine yakını ise engelli.  Ülkede ise gelişkin bir engelli politikasının yokluğu sürekli olarak hissediliyor. Örneğin bugün Türkiye'de engelli çocukların yarısından fazlası eğitim alamıyor. Yine gündelik hayata katılım sorunu yaşıyorlar.  

Cumhuriyet Gazetesi'nden Sibel Bahçetepe'nin yaptığı habere göre ülke nüfusunun yüzde 12.29’u engelli. Bu yüzde yaklaşık olarak 10 milyon bireye tekabül ediyor. TÜİK verilerine göre ise 6 yaş ve üzeri engellilerin neredeyse yarısı okuryazar bile değil. Yine Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre son 20 yılda eğitime erişen engelli çocuk öğrenci sayısı yaklaşık 289 bin. Bu durum eğitimde fırsat eşitliği ilkesinin yok sayıldığını da gözler önüne seriyor.

Bahçetepe hazırladığı haberde 18 yaşında geçirdiği bir kaza sonucu iki kolu kopan ve protez kol ile hayatını sürdüren Türkiye Sakatlar Derneği Başkan Yardımcısı avukat Turan Hançerli ile görüştü ve engelli çocukların haklarına erişimde yaşadığı sorunları yazdı. 

Hançerli, “Türkiye’de engellilik mekanik bir kavram olarak ölçülüyor. Yani engellilik için yüzde 40 ve üzerinde iş gücü, iş göremezlik kaybının olması gerektiği belirtiliyor. Uluslararası literatür ya da BM Engelli Hakları Sözleşmesi böyle bir değerlendirmeyi kabul etmiyor. Çünkü engellilik tarifi, kişinin bir yeti yitimi ile çevresel ve sosyal etkilerle birleşip, kişinin bir haktan yararlanmasını engelleyen durum olarak kabul edilir” derken durumun değişmesi gerektiğini söylüyor ve yetkili mekanizmalara çağrı yapıyor. 

Ülkedeki engelli çocukların 330 bin kadarının özel eğitime ihtiyaç duyduğunu belirten Hançerli,  yüzde 40 iş göremezlik raporunun tek istisnasının özel eğitimde olduğunu, burada ise yüzde 20 ve üzerindeki bireyin özel eğitimden yararlanabileceği söylüyor. 

Söyleşide “Yüzde 40’ın altındaki çocukların da özel eğitime ihtiyacı olduğu kabul ediliyor. Yüzde 20 ve üzerindeki çocuklar özel eğitim alabiliyor. Yüzde 20’ye indirince peki sorun çözüldü mü, tabii ki hayır. Her bir bireyin kendi özelinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Engellilik oranını yüzde 20 yaptığınızda yüzde 19 oranı olan çocuklar ne olacak” sorusunu yönelten Hançerli, ülkemizde tüm özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklara standart bir eğitim saati görüldüğünü, bunun 8+4 ile sınırlandırıldığını anımsatarak  mevcut verilen eğitim saatlerinin yetersiz olduğunu söylüyor. 

Çocukların eğitim alma aşamasına gelirken de çok ciddi sorunlar yaşadıklarını anlatan avukat Hançerli, heyet raporu almanın da zorluklarını şöyle anlatıyor.

“Heyet raporu için randevu alınması, ardından yapılacak tetkikler için randevu alınması gibi işlemlerin aylar sürdüğünü biliyoruz. Bu zorluklar nedeniyle hiç rapor almayan veya rapora hiç başvurmayan kişiler var. Rapor eğitimin temeli. Heyet raporu ile birlikte ‘özel eğitime ihtiyacı var’ diye bir rapor düzenlenirse, aile bu raporla MEB’e bağlı Rehberlik Araştırma Merkezi’ne (RAM) gidiyor. RAM o raporu dikkate alarak çocuğun ihtiyaç duyduğu eğitimi programlıyor, yani reçetesini yazıyor. Bununla aile bir özel eğitim kurumuna gidiyor, özel eğitim kurumundan eğitimini almaya başlıyor. Heyet raporunun belli sürelerde yenilenmesi gerekiyor. Örneğin eğitim devam ederken raporun bitmesine 3 gün kaldı. Gidiyorsunuz raporu yenilemek için randevu almaya, ancak 3 ay sonraya veriliyor. Bu rapor uzamadığı için RAM’lar dayanak raporu olmadığı için eğitimi düzenlemiyor. eğitim aksıyor. Bugün özel eğitim merkezleri şunu yapıyor. Sırf bu raporları alabilmek için bünyesinde özel personel çalıştırıyor, raporları aileler değil bu personeler alıyor. Örneğin, Engelli çocukları, özel araçlara bindirip heyet raporunu daha kolay alabildikleri illere götürüyorlar.”

“Doğru teşhis ve doğru eğitim ile birçok engelli çocuğun akranlarıyla aynı seviyeye getirildiğini söyleyebiliriz” diyen Hançerli, belli bir yaşı geçtikten sonra doğru teşhis ve doğru eğitim verilse bile asla telafi edilemeyecek zararların ortaya çıkacağını vurguluyor.

Engelli çocuğu olan ailelere psikolojik, sosyal ve ekonomik destek sunulmasının önemli olduğuna da dikkat çeken Hançerli,  "Çocuklar hepimizin ortak geleceği. Bir çocuğun geleceği yalnızca anne babaya bırakılmamalı." diyor.

Hançerli şöyle konuşuyor:

"Maddi nedenlerden evinden sokağa çıkamayan insanlar var. İnsanların zorunlu ve sağlık gibi en temel ihtiyaçları yardıma, mavi kapağa, iyi yürekli insanların harekete geçmesine bırakılmamalı. Sağlık gibi temel ihtiyaçların mutlaka devlet tarafından karşılanması gerek ancak karşılanmıyor. Örneğin tekerlekli sandalyeyi nereden edindiniz diye sorduğumuzda her 100 kişiden 99’u kendim aldım diyor. Bu engellemeler, devlet bütçesinin tasarruf ettiği anlamına gelmiyor. Örneğin bir kişi tekerlekli sandalye verilmediği sürece istihdama katılması engellenir, diğer vücut fonksiyonları bozulabilir, hastaneye daha çok gider, başkasının yardımına muhtaç olduğu için o kişi de aktif istihdamdan kopar. Böylelikle devlete yükü de aslında artar. “

Kaynak: Cumhuriyet

Paylaş
Bu web sitesi, STGM tarafından yürütülen ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen Etkin Katılım İçin Sivil Toplumun Gelişimi projesi kapsamında yayın yapmaktadır.
Web sitesinin Avrupa Birliği'nin resmi görüşlerini yansıttığı düşünülmemelidir.