Birlikte
Destek Noktası
Video Köşesi
Facebook Twitter

65 + Yaş Derneği: Yaşlılığa Olan İlgi Giderek Artacak

Güncelleme Tarihi 08.10.2019

Dünya nüfusu giderek yaşlanıyor ve yaşlılıkla ilgili kavramlar zihinlerde negatif çağrışım yapsa da 60 yaş ve üzeri nüfusun yeryüzü sakinleri arasındaki yeri her geçen gün artıyor. Bugün 900 milyon olan yaşlı nüfusun 2020’de 1 milyara ulaşması bekleniyor. 2050 yılında ise her 5 kişiden birinin 60 yaşın üzerinde olacağı düşünülüyor. 

Uzun yıllar boyunca genç bir ülke olarak anılan Türkiye ise yaşlı ülkeler sınıfına doğru hızlı adımlarla ilerliyor. Yaşlı hakları konusunda çalışma yürüten 65+ Yaşlı Hakları Derneği, önümüzdeki günlerde yaşlılık konusunun tüm toplumun gündemine gireceğini söylüyor. Ülkenin yaşlanmasıyla birlikte kuşaklar arasındaki dengenin değişeceğine işaret eden Dernek, her yaştan kuşakla  kuşakla el ele ve yalnızlaşmadan, yoksullaşmadan ve yoksunlaşmadan bir yaşlanmanın mümkün olduğunu savunuyor. 

Yaşlılığın toplumsal algıdaki ve zihinlerdeki negatif çağrışımının etkisiyle gündelik pratikte yaşlı insanlara karşı ayrımcılık içeren olumsuz tavırların, kendine özgü kırılganlıkları ve  güçlükleri olan yaşlılığı daha zor hale getirdiğinin de altını çizen Dernek, tüm yaşlıların ayrımcılığa uğramadan hayatına devam edebilmesi için çalışma yürütüyor. 

Türkiye'de yaşlılarla hak temelli yaklaşımla çalışma yürüten ve bu başlıkta bir ilki gerçekleştiren "BİRLİKTE: Yerel STÖ'ler İçin Kurumsal Destek Programı"nın faydalanıcılarından olan 65+ Yaşlı Hakları Derneği'yle hem Türkiye'nin yaşlanmasını hem de yaşlı haklarını konuştuk. 

Kadın, çocuk, çevre ya da hayvan hakları gibi hak alanlarını gündelik pratikte sıkça görmek ya da duymak mümkün olsa da yaşlı haklarının sesini duymakta  biraz zorlanıyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yaşlılık, maalesef ki, geç sayılabilecek bir dönemde, son 10-15 yılda ülke gündemimize geldi. Bu nedenle alanda faaliyet gösteren çok sayıda kurum ve kuruluş bulunmuyor. Derneğimiz de, konuya sadece tıp ve sağlık açısından bakan dernekler sayılmaz ise bu alanda çalışan tek STÖ denilebilir. Yine de son yıllarda olumlu sayılabilecek gelişmeler de yok değil. Geçtiğimiz yıllarda Ulusal Yaşlılık Eylem Planı hazırlanmıştı.

Bu yıl ilk kez Şubat ayında Yaşlılık Şurası toplandı. Cumhurbaşkanlığı’nın himayesinde, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından hazırlandı, çok büyük ilgi gördü. Biz de bu dernek olarak altı komisyondan beşinde görev aldık, aktif olarak katkıda bulunduk. Henüz yayınlanmadı, ama 1.Yaşlılık Şurası Sonuç Raporu’nun da alan için önemli bir ivme getireceğini ve önümüzdeki dönemde yaşlı haklarının sesini daha fazla duyurmasını bekliyoruz.

Yaşlılık, toplumsal algıda negatif çağrışımları olan bir kavram ve yaşlılar hem aileye hem de devlete yük olarak görülüyor. Örneğin yaşlıların tıbbi bakımı için harcanan paranın devlete yük olduğu düşünülüyor. Bu algıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? Doğru bir yaşlılık algısı nasıl yaratılabilir?

Yaşlılıkla ilgili bir algı düzeltmesi gerekiyor, biz de oradan başladık. Derneğin adını koyarken bize hep yaşlı sözcüğü içermeyen isimler önerildi. Yaşlılık sıfatını en çaresiz, en hasta, en yoksuna saklayıp sonra da doğru bir yaşlılık algısı, politikası oluşturmak nasıl mümkün olacaktı ki?

İnsanlık tarihine baktığımızda şimdilerde her zamankinden daha uzun yaşıyoruz.  2030 yılında, dünya nüfusunun yarısı 65 yaşın üzerinde olacak. Bu durumun genç yaşlı fark etmeksizin herkes  için olumlu yanları olduğu gibi olumsuz tarafları da bulunmakta.

Emel Güley'in ⁦20-22 Şubat 2019'da düzenlenen 1.Yaşlılık Şurası⁩ Fotoğraf Yarışması Sergisi'nde sunulan "Muhabbet" adlı çalışması.

Yaşlılarla kim ilgilenecek? Bakım ücreti kim tarafından karşılanacak? Kadın erkek, zengin fakir, fiziksel ve zihinsel engelli fark etmeden, herkes için, sağlıklı ve değerli bir yaşlanmayı  sürekli değişen dünyada ve ülkemizde nasıl nitelendirebiliriz?

Dünya nüfusu yaşlandıkça, kuşaklar  arasındaki denge önlenemez bir şekilde değişiyor. Artan yaşlı nüfusu bekleyen en büyük tehlike bağımlı yaşlı oranının, yani bakım ihtiyacının artmasıdır. Sayıları artan, ve ekonomik olarak faal olmayan yaşlıların, azalmakta olan çalışan nüfus tarafından desteklenmesine ihtiyaç olacak. İleri yaşlarda, kadın nüfusunun erkek nüfusunu sayıca geçmiş olması, yaşlı kadınları ve aileleri alışılmışın dışında zorlayıcı bir yaşlılık deneyimiyle karşı karşıya bırakıyor. Yaşlıların bakımının yükü, her ne kadar çoğunlukla hem bakan hem bakılan olan kadınların üzerinde olacak olsa da ailelerimizle birlikte her birimizin ve vergi mükellefleri olarak da toplumun üzerinde olacaktır.

Dernek olarak “Yaşlılardan bahsederken herkes dikkatli konuşmalı.” diyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

Yaşlılık konularından bahsederken özenli, saygılı olunması gerekiyor. Sadece yaşlılıkla ilgili konularda değil insana dair her konudan söz ederken çok özenli olma sorumluluğu taşıyoruz. Mesele sadece “yaşlılarımız, büyüklerimiz saygımızı hakeden başımızın tacı insanlardır, böyle konuşulması onları incitir” meselesi değil. Dilin saygılı olmasının kavramsal bir karşılığı var. Saygı yoksunu söylemleri normalleştirmek, özensiz ifadeleri günlük hayatımızın bir parçası yapmak, öfkenin, kabalığın kendine sevgiden, saygıdan çok yer açması ile sonuçlanıyor. Yaşlılığı acz, hastalık, ölüm fikri ile yakın tutmak kolay geliyor. Bu bakış zaten kendine özgü kırılganlıkları, güçlükleriyle yaşlılığı daha zor taşınır hale getiriyor.

Türkiye “genç” bir ülke olarak tanımlanıyor ve ülkenin bütün “gelecek” planları da bunun üzerine kuruluyor. Bu arada da diğer yaş grupları ve belki de en çok yaşlılar gözden kaçırılıyor. Bunun için ne söylemek istersiniz?

Türkiye artık genç bir ülke olmaktan yavaş yavaş çıkıyor. 2018 verilerine göre ülkemizdeki yaşlı nüfus oranı 8,8 ve dünya ortalaması ise 9,1. 2020 yılında ülkemizin de dünya ortalamalarının üzerine çıkması bekleniliyor. O nedenle, artık yaşlılar ön plana çıkmaya başlamış durumda ve bununla birlikte ülkemizde de ilkler yaşanmaya başlandı. Bu yıl ilk kez toplanan Yaşlılık Şurası bunlardan biridir.  Bu gelişmeler ister istemez ülkemizde de yaşlılık konularına olan ilginin giderek artmasına neden oluyor.

Türkiye’deki yaşlı nüfusa baktığımızda ev eksenli hayatla karşılaşıyoruz. Sokağa çıkan yaşlıların ise özellikle toplu taşıma araçlarında çeşitli tacizlere uğradığını duyuyoruz. Sizin de bu konuyla ilgili bir çalışmanız var. Biraz bundan söz eder misiniz?

Maalesef bize de bu tip şikayetler gelebiliyor. Yaşlılık konusu ve yaşlılık döneminde yaşanılan sorunlar oldukça farklı kulvarlarda olabiliyor; iş hayatından aile dinamiklerine, sosyal yaşamdan hukuki konumlarına kadar…  Sorunları tanımlamak ve bizim kültürümüze uygun çözüm yolları, ki kilit nokta kültürümüze uygunluğu, bulmak hem görevimiz hem de yaşlanan nüfusumuzun getirdiği bir gereklilik. Geçmiş dönemde change.org üzerinden yaşlıların toplu taşıma araçlarına ücretsiz binmesi nedeniyle gençlere yer kalmadığı ve bu uygulamaya son verilmesi için bir kampanya başlatıldığını duyunca,  change.org ile temasa geçerek bu kampanyanın durdurulmasını sağladık. Biz yaşlılarımızın toplumun her bireyi gibi aktif yaşamın içinde kalmasını ve kuşaklar ile el ele yaşamasını istiyoruz. 

Dernek olarak insanların evinde, ailesiyle, mahallesinde yaşlanmasını savunuyorsunuz. Bunun için yaptığınız çalışmalardan ve savunuculuk politikalarından da biraz bahseder misiniz? Böyle bir yaşlılık nasıl mümkün kılınabilir?

Dernek olarak, tüm bu sistemlere yaklaşımımızı özetleyen bir manifestomuz var; sanırım en açıklayıcı ve net olarak bakışımızı size aktaracaktır.   65+ Yaşlı Hakları Derneği olarak herkesin; sağlıklı, aktif ve hayatın içinde; öğrenmeye ve üretmeye devam ederek; diğer kuşaklarla elele; yalnızlaşmadan, yoksullaşmadan ve yoksunlaşmadan; ayrımcılığa ve suistimale uğramadan; bedensel ve zihinsel değişime cevap verecek tıbbi, sosyal, psikolojik, ekonomik ve hukuki ihtiyaçları karşılanarak; yaşam tercihlerine saygı duyularak; onurlu bir şekilde yaşlanmaya hakkı olduğunu savunuyoruz.

 

Paylaş
Bu web sitesi Avrupa Birliğinin maddi desteği ile oluşturulmuştur ve sürdürülmektedir. İçerik tamamıyla Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği'nin sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliğinin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.