STÖ Yardım Masası
Bilgiye Erişim, Danışmanlık ve Aktif Yardım Projesi
Film Köşesi
Facebook Twitter

www.hancepek.com - 17.11.2005

Güncelleme Tarihi 08.11.2010

Sunay DEMİRCAN


Bize de bu (mu) yakışır?


Bir gün gelecek özlem ve sevgiyle anacağız o kermesleri, hanımların evde yapılan günlerini, kahvelerde iskemleye ters oturup hükümet eleştirmeleri… “Ne sivil günlerdi onlar!” diyeceğiz.
Develer tellal, pireler berber iken, devlet hala kendini yaratıcının yeryüzündeki gölgesi sayarken, günlerden bir gün bir telefon geldi:  "Biz filanca bakanlıktan arıyoruz, bize bir sivil toplum örgütü lazım".   Hadi bakalım, devletime kırk yılın başı bir sivil örgüt lazım olmuş,    "boy, pos, endam nasıl olsun?" 
"Şaka yapmıyoruz,  biz bakanlığın AB Proje Hazırlama Birimiyiz.  AB'nin sivil toplum örgütlerine yönelik hibelerinden yararlanmak istiyoruz ama devlet olarak proje sunamıyoruz, bir STK bulursak onun üzerinden projeyi vereceğiz". 
"Peki, sizin hazırladığınız projeyi, daha önce tanımadığınız, projeyi de görmemiş bir STK nasıl yürütecek?"
"O yürütmeyecek ki, yine biz yürüteceğiz, ona da komisyon verilecek…"

Söz konusu develerin sokak sokak dolaşıp tellallık yaptığı günlerden bir gündü yine. Devletimin epey üst düzey yöneticilerinden bir tanıdık ziyarete geldi… Çay kahve faslından sonra taşlar dökülmeye başladı "Sunaycım, hayatım, devlette bunca yıl çalıştık, bir hayrını görmedik. Şimdi birkaç üst düzey bürokrat arkadaşımla birlikte bir vakıf satın alıyoruz. Artık sivil toplum olucaz…" 
"E hayırlı olsun ne diyelim, ayıptır sorması kaça aldınız vakfı?" (sizde bu yüzsüzlük varken her tatlıya şerbet olursunuz diyemiyoruz tabii).
"Bu günlerde malum AB nedeniyle piyasa canlandı epey. Bizimki biraz tanıdık işi oldu, 150'ye kapattık."
"Ne yapacaksınız bu vakıfla şimdi?"
"İşte ben de onun için geldim sana, şimdi vakıfı aldık da bir misyon belirlememiz lazım, ne tavsiye edersin? AB fonları nereye ağırlıklı olarak kayıyor? İnsan hakları mı? Kadın mı? Çevre mi? Yoksa karma bir şey mi olsun?"
"Siz iyisi mi amacınızı genel konular olarak belirleyin, para nereye akarsa siz de oraya atılıverirsiniz".
"Şaka değil dimi? Öyle bir misyon oluyor mu tıpkı pratisyen doktor gibi yani?"

Hayır işleriyle uğraşan bir derneğin yöneticisi hanımefendi anlatıyor: "Artık kermes yapmaktan vazgeçtik, çok yorucu oluyor…".
"Öyle mi? Ne yapıyorsunuz şimdi?"
"Proje yapıyoruz, daha çok para geliyor"
"İyi de proje işi kermesten daha zor değil mi?"
"Yok yok, piyasada şirketler var şimdi, onlar derneğiniz için komisyon karşılığı proje yazıyorlar AB fonları için. Hatta isterseniz projeyi hem yazıyorlar, hem yürütüyorlar sizin adınıza"

Durum görüldüğü gibi biraz vahim. Valilerin eşleri, içişleri bakanlığı müfettişleri,  holding sahipleri, dış işleri, su işleri…ez cümle bir örgütlenme seferberliğidir gidiyor ülkede.  Holdinglerin vakıf altında kurduğu özel üniversiteler "biz sivil toplum örgütüyüz" diyerek para istiyorlar AB'nin sivil toplum fonlarından.  Devlet üniversiteleri geri durur mu? Onlar da vakıf kuruyorlar hızla. Anlayacağınız ortalık sivil sivil oldu bu günlerde. Hadi oldu olacak Latincesini deyiverelim: cıvıc cıvıc (Cıvık toplum desek yeridir hani).
Bir gün gelecek özlem ve sevgiyle anacağız o kermesleri, hanımların evde yapılan günlerini, kahvelerde iskemleye ters oturup hükümet eleştirmeleri… "Ne sivil günlerdi onlar!" diyeceğiz. Tıpkı, bu gün mahalle maçlarını özlediğimiz gibi özleyeceğiz mahalle güzelleştirme derneğindeki kavgalı genel kurulları.
Bir süre sonra en büyük tarikat olacak "danışmanlık", "projecilik" de bir tür ibadet.  Peki bu   çarpık evrimleşmeden, mutant sivil örgütlerden AB'mi sorumlu? 
Değil bence. Avrupa Birliği, Türkiye'nin üyeliği sürecinde katılımcı demokrasinin gelişmesine ve sivil diyaloga fazlasıyla önem veriyor. Bunun için de olmazsa olmazların başına sivil toplum örgütlerinin güçlenmesini koyuyor. AB istiyor ki, Türkiye'deki sivil örgütler daha güçlü olsunlar, daha çok sesleri çıksın, daha fazla karar süreçlerinde etkili olsunlar, örgütlenme özgürlüğü genişlesin, vatandaş tribünlerden insin, örgütlensin, aktif yurttaş olsun, AB ülkelerindeki muadilleriyle iletişim/işbirlikleri başlatsınlar…   Dolayısıyla, sivil toplum örgütlerinin güçlenmesine yönelik AB fonları her geçen yıl giderek artıyor.  Yani bu işin cıvıklaşmasında AB'yi suçlamanın fazla anlamı yok (hele hele hem suçlayıp hem para almanın hiç anlamı yok). 
Konuyu iliklerine kadar sömüren, cıvıklaştıran, halkın sivil örgütlere güvenini ayaklar altına alan, devlete sivil alanda rol veren biziz tabiî ki.  Yüzümüze bir ayna tutmamız lazım. Nereye gidiyoruz?
Son söz niyetine belirtmem gerekiyor ki, Anadolu'nun pek çok köşesinde, heyecan dolu, enerjili, istekli dernekler, kooperatifler, birlikler kuruluyor. Sivil itaatsiz yurttaş sayısı tek tük de olsa artıyor. İzmir'de seçmen parti değiştiren vekiline dava açıyor. Kadın hareketi her yerde örgütleniyor. Güzel şeyleri görmemezlik de düpedüz nankörlük olacak yani…
Sunay Demircan
STGM
Sivil Toplum Geliştirme Merkezi
http://www.hancepek.com/default.asp?s_id=2&news_id=124&title=Bize%20de%20bu%20(mu)%20yakışır?

Paylaş
Bu web sitesi, STGM tarafından yürütülen ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen Etkin Katılım İçin Sivil Toplumun Gelişimi projesi kapsamında yayın yapmaktadır.
Web sitesinin Avrupa Birliği'nin resmi görüşlerini yansıttığı düşünülmemelidir.