Birlikte
STÖ Yardım Masası
Bilgiye Erişim, Danışmanlık ve Aktif Yardım Projesi
Film Köşesi
Facebook Twitter

Turkish Times Dergisi - 15.08.2003

Güncelleme Tarihi 08.11.2010

TOPLUMSAL HIMBILLIK HALİ SİVİL TOPLUM GELİŞTİRME PROGRAMI PROJE KOORDİNATÖRÜ SUNAY DEMİRCAN, “İÇİMİZDEKİ UYUŞUK RUH”TAN HAYLİ ŞİKAYETÇİ. OYSA AVRUPA BİRLİĞİ YOLUNDA İLERLERKEN, BELKİ DE İLK YAPMAMIZ GEREKEN O RUH HALİNDEN KURTULMAK.

Daha önce Doğal Hayatı Koruma Derneği’nin hayata geçirdiği projeler ile uluslararası kuruluşlarda görevler üstlenen, bir dönem Başbakanlık GAP İdaresi Uluslararası Fon Geliştirme Birimi’nden de sorumlu olan Sunay Demircan şu anda Sivil Toplum Geliştirme Programı Destek Ekibi Proje Koordinatörü görevini yürütüyor. Demircan’la Türkiye ve Avrupa Birliği’nin sivil toplum kuruluşlarına bakışını konuştuk.

TURKISHTiME: "Sivil toplum kuruluşu"ndan önce, "sivil toplum" sözcüğünü açmak gerek belki de. "Sivil toplum", "sivilleşen toplum" ne demektir, neyi tanımlar?

SUNAY DEMİRCAN: Yurttaşlık bilinci gelişmiş bireylerin oluşturduğu toplumları “sivilleşmekte olan toplumlar” olarak belirtmek, çok da eksik bir tanım olmaz. Diğer taraftan, bilincin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan düşüncelerin hayata geçirilebileceği platformların yaratılması da sivilleşen bir toplum için önemli bir gösterge. Belki daha da önemli gösterge, sivilleşmenin sürdürülebilir kılınması. Örneğin, demokratikleşmenin başladığı ülkelerden biri olan Almanya’da insanlar başlarına Adolf adında bir çavuşu geçirip, dünyanın en anti - sivil toplumunu yaratabiliyorlar. Bu da oradaki sivilleşmenin bir sürdürülebilirlik zafiyeti yaşadığını düşündürüyor insana.

Bir de “sivil itaatsizlik” kavramı var doğal olarak. Çünkü sivil toplumun içinde otoriteye karşı durma - direnme arzusu var. Sonuçta kendi görüşlerinizin haklılığını savunmak istiyorsunuz ve en basit tanımıyla hak talebiyle ortaya çıkıyorsunuz. Kuşkusuz bu talebinizden rahatsız olanların dirençlerine bir karşı direnç de söz konusu... Dirençleri kavgasız, dövüşsüz kabullenebilme erdemi de bu bilincin bir diğer göstergesi. Yani, “ötekinin hakkı” diye bir şeyin kabul edilip, ötekinin insan yerine konulabildiği toplumlar sivilleşmiş toplumlardır.

Türkiye ve sivil toplum sözcüklerini yan yana koyduğumuzda, karşımıza nasıl bir tablo çıkıyor?

Aslında Anadolu sivil toplum geleneği olan bir coğrafya. Yıllar öncesinin cemaatleri, bugünün dernekleri. Esnaf loncaları günümüzün esnaf odaları; keza vakıflar da bugünkü vakıfların geçmişteki uygulamaları. Ancak Anadolu’nun sivil toplum tarihi ile Batı Avrupa’nın sivil toplum tarihi oldukça farklı. Anadolu’dakiler daha çok dinsel esaslı gruplar, sistemle aralarında çok büyük çatışmalar yaşamıyorlar. Oysa Avrupa’da uzun bir dönem sistemin elinden yetkiler alabilmek, kent yönetimlerinde söz sahibi olabilmek için savaş veriyorlar. Bugün Türkiye’de sivil toplum hareketine bakıldığında, 1980’lerden itibaren “sivil toplum” teriminin sıkça dillere düştüğünü görüyoruz. Şu anda neredeyse 80 bin dernek, beş bin dolayında vakıf ve binlerce kooperatif ile sivil toplum tablomuz oldukça karmaşık. Çünkü ihalelere girmek, para kazanmak, yardım toplamak, meyhane, bar, lokanta açmak dernek kurmanın gerekçeleri olabiliyor. Ama kaç kişi kalkıp ortak çıkarlar doğrultusunda, toplumsal mücadeleyi birlikte sürdürebilmek için bir araya geliyor? O zaman "sivil toplum kuruluşu" aslında ne demek? Bence ortak çıkarlar, düşünceler ve hedefler çerçevesinde bir araya gelen, birlikte mücadele eden insanların oluşturdukları birliktelikler sivil toplum kuruluşlarının özünü oluşturuyor. Deprem, yolsuzluk gibi bir olay karşısında hızla bir araya gelen insanların oluşturduğu resmi olmayan platformlar da sivil toplum hareketi sayılırlar. Ki çoğu kez sivilleşmede etkili olmuşlardır. Buradaki yaygın kanılardan biri de sivil toplum kuruluşlarının hükümet dışı organlar olmasıdır. Hükümetlerle organik bağlarının olmaması o grupların sivil hareketler olduğunun göstergesidir. Neylersiniz ki Türkiye’de devlet, kurduğu vakıflarla sivil toplum hareketinin içinde görüyor kendini...

Odalar birliği, sendikalar gibi kurumlar sivil toplum kuruluşları değil mi?

Odalar ve sendikalar sivil toplum kuruluşu gibi görünseler de, bence bu örgütleri demokratik kitle örgütleri olarak tanımlamak daha mantıklı. Demokratik kitle örgütlerinin siyasi yönleri olması gerektiği düşüncesindeyim. Bir siyasi partinin içinde ya da arkasında olmak değil ama, demokratikleşmede aktif siyaset üreticisi olmak anlamında. Diğer yandan karar verici mekanizmanın “sivil toplum” denildiğinde daha çok odalar ve sendikaları anlıyor olmasını bir eksiklik olarak görüyorum. Onların yanı sıra, bu ülkede halkın kurduğu, son derece aktif, tematik bazda çalışan ulusal ve yerel STK’ların da karar mekanizmalarında sözlerinin ciddiye alınması ve sivil toplum olarak tanınmaları gerekir.

Açık Site’de yayınlanan söyleşinizde "Vatandaş haklarını aramak istiyor ama mücadele etmiyor. Ancak sorun kendi başına geldiği zaman bir örgütten destek istiyor, sorun çözüldükten sonra unutuyor" diyorsunuz. Türkiye'nin siyasal tarihine baktığımızda "hak aramak", "örgütlenmek", "bir araya gelmek" gibi kavramların şiddetle tukaka edildiğini görüyoruz. Dolasıyla, sivil toplum örgütlerine yaklaşımımızda aynı tedirginlik rol oynuyor olabilir mi?

Bu biraz da başlangıçta söz ettiğim bilinçli yurttaş olmanın dışavurumu. İnsanlar bahçelerindeki ağaçlar kesildiğinde doğa koruma derneğini arayıp “Bir şeyler yapın” diyorlar. Üye olmayı hiç düşünmüyorlar ama. Bunun temelinde korkudan ziyade bir tür erdemsizlik ve umursamazlık yatıyor. İşin nedeni biraz da içimizdeki o uyuşuk ruh. “Toplumsal bir hımbıllık” var gibi geliyor bana. Örgütlere karşı baskılar, tukakalar bundan bin yıl önce Batı Avrupa’da bin kat beterdi ama kimse bu nedenle örgütlenmekten, örgütlü mücadeleden imtina etmedi. Yani, toplum bir şeyi istese elde eder. Bu isteksizlik ve ağırlık sonucudur ki 80 bin derneğin 10 küsur bini cami yaptırmak içindir, 10 küsur bini lokal açıp içmek için, 10 bin küsuru da hemşehrilik derneğidir...

Çizdiğiniz bu portrenin ardından Sivil Toplum Geliştirme Programı neyi amaçlıyor, neler yapıyor sorusunu sormak gerekiyor galiba.

AB tüm aday ülkelerde sivil toplumun gelişmesi için Sivil Toplum Destek Programı benzeri programları destekliyor. Genel olarak sivil toplum örgütlerinin kapasitelerinin artması suretiyle aktifleşmelerini ve demokratikleşme sürecinde etkin rol oynamalarını amaçlıyor. Program içinde yerel idarelerin, sendikaların ve ticaret odalarının kapasitelerinin geliştirilmesi ve Türk - Yunan diyaloğunun artırılması var. Anadolu’nun değişik yörelerinde, gençlik, kadın, engelliler, insan hakları, çevre, kültür gibi farklı konularda etkinlik gösteren sivil toplum kuruluşlarına teknik destek veriyor, yol gösteriyor, seminerler düzenliyoruz. 2004 yılı başına kadar yaklaşık 750 sivil toplum kuruluşuna proje hazırlama ve iletişim konularında eğitim vermeyi amaçlıyoruz. Amacımız bu eğitimi alan sivil toplum kuruluşlarının yalnızca Avrupa Birliği komisyonunda değil, dünyada yer alan diğer fon imkanlarına ulaşmalarını ve yararlanmalarını sağlamak.

Bir de oldukça kapsamlı bir internet siteniz var.

Evet, internet adresi www.stgp.org. Sayfada sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri duyurular halinde yer alıyor. Sivil toplum kuruluşlarının kendi aralarında işbirliğine gitmesi için veri bankası oluşturduk. “STK Fon İmkanları” en çok ziyaret edilen bölüm. Burada AB ve diğer kuruluşların desteklerini detaylı olarak bulmak mümkün.

Avrupa Birliği Komisyonu'nun ayırdığı bütçeden, sivil toplum örgütleri nasıl yararlanabilir?

Avrupa Komisyonu Mikro Destekler adı altında, bu program kapsamında toplam 1 milyon 600 bin euroluk bir bütçe ayırdı. Bu para STK’ların projelerine hibe olarak veriliyor. Desteğin 400 bin euroluk bölümü Türk - Yunan diyaloğu çerçevesinde hazırlanacak projeler için. Kar amacı gütmemek, devletle ilgisi olmamak, demokratik bir yönetimi ve yapısı olmak gibi belirlenmiş kriterlere uygun olan STK’lar bu fonlara projeleriyle başvurabiliyorlar.

Avrupa Birliği, sivil toplum örgütlerine bütçe ayırarak toplumsal ve siyasi anlamda neyi güçlendirmeye çalışıyor?

AB’nin düşüncesi son derece basit: Aday ülke kurumlarının Avrupa standardında olmalarını istiyor. Yerel girişimlerin güçlenerek demokratik haklarını talep etmelerini, haklarını isterken demokratik yöntemleri kullanmayı bilmelerini ve buna karşılık karar verici mekanizmaların da yurttaşlarının kurduğu örgütlere söz verip, onları karar süreçlerine aktif olarak katmaları konusunda istekli olmalarını istiyor. Aslında bunlar bizim demokratikleşmemiz yönünde kendi başımıza atmamız gereken adımlar. Ama neylersiniz ki, tıpkı uyum yasalarında olduğu gibi, bu konuda da bir tür dış desteğin itici gücü olması gerekiyor.

Öyleyse AB adaylığına uzanan yolda sivil toplum örgütleri son derece önemli. Yani anahtarlardan biri STK'ların elinde. Peki bu durum Türkiye'de ne derece tahlil edilebiliyor?

Sivil toplum örgütleri bence bir ülkedeki demokratikleşmenin göstergesi. Yalnız bu gösterge STK’ların sayısı ile olmuyor tabii. STK’ların kapasitelerinin gelişmesi, arkalarına güçlü halk desteği almaları, karar mekanizmalarında rol oynamaları ile ortaya çıkıyor bu. Artık yasaların dışına çıkmamak kaydıyla devleti de sorgulayıp, yönetimde rol oynamaları gerektiğinin bilincine varmalı insanlar. Tebalık duygusundan sıyrılıp, yurttaşlık duygusuna alışmalı ve bunun içinde birlikte hareket etmenin avantajlarını görmeli. Tüm bunların AB’ye gireceğiz diye yapılması da sinir bozucu geliyor bana.

Fonların İstanbul Boğazı'nı geçememesinden hayli şikayetçisiniz. Bu fonların Anadolu'ya ulaşmasını sağlamak için ne gibi önlemler alınabilir?

Türkiye’de bir tür STK aristokrasisi oluşmaya başladı. Her daim piyasada olan, her “işi” yapan STK’lar bunlar. Daha çok İstanbul’da yerleşikler. Bu kurumlar yurtdışından gelen ve yurtiçindeki çoğu özel sektör kaynaklı fonların üzerinde bir hakimiyet kurdular. Van’da kadın projesi mi yapılacak? İstanbul’dan bir vakıf kalkıp Van’a gidiyor. Projeyi bitirip yine İstanbul’a dönüyor. Artık Van’daki derneklerin de proje hazırlamayı, uygulamayı, fon kaynaklarına ulaşmayı öğrenmeleri gerekli. Anadolu’da gerçekten çok istekli ve becerikli yerel girişimler var ama biraz destek almaları gerekiyor ayağa kalkıp yürümeleri için. O desteği biz vermeyi planlıyoruz.

Paylaş
Bu web sitesi, STGM tarafından yürütülen ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen Etkin Katılım İçin Sivil Toplumun Gelişimi projesi kapsamında yayın yapmaktadır.
Web sitesinin Avrupa Birliği'nin resmi görüşlerini yansıttığı düşünülmemelidir.