TechSoupTR
Arama
Birlikte
Destek Noktası
Video Köşesi
Facebook Twitter Linkedin Instagram Youtube

Taraf - 07.11.2008

Güncelleme Tarihi 08.10.2010

Türkiye’de kadın örgütleri aktif mücadele etmiyor

Bahçeşehir Üniversitesi bünyesinde, 276 STK’nın analiziyle toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı kadınların nasıl örgütlendiğini araştıran çalışma notunda AB’nin hızlandırıcı etkisinin altı çiziliyor

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM), Dünya Ekonomik Forumu tarafından açıklanan “Küresel Cinsiyet Uçurumu 2007” raporunun ardından, kadın hakları örgütlerinin Türkiye’deki toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile nasıl mücadele ettiğine dair bir araştırma notu yayımladı. Hande Paker, Selin Özoğuz ve Barış Gençer Baykan tarafından hazırlanan araştırma notunda Türkiye’deki kadın hakları örgütlerinin genel durumu, bölgesel dağılımları, çalıştıkları alanlar ve mücadele araçları yer alıyor.

Araştırma notu, Türkiye’de, 1980’lerde sokakta mücadele ve eylem yaklaşımının damgasını vurduğu ve 1990’larda kurumsallaşmaya başlayan kadın hareketinin, 2000’lere gelindiğinde “konu odaklı” gerçekleştiğini gösteriyor. Rapora göre, bu dönemde kadının siyasi ve ekonomik yaşama katılımı mücadelesinin ön plana çıktığı görülüyor.

“Küresel Cinsiyet Uçurumu 2007” raporuna göre, Türkiye, kadın erkek eşitliği açısından, 128 ülke arasında 121’inci sırada yer alıyor. Ülkede, her beş kadından biri okuma yazma bilmiyor; 15-19 yaş arasında, 850 bin kişilik, okula gitmeyen, iş aramayan, ev işleri ile meşgul dev bir genç kadın ordusu var; kadınların istihdam oranı yüzde 23; her üç kadından biri fiziksel şiddet görüyor; TBMM’de kadın milletvekili oranı yüzde 9 ve yerel yönetimlerde de kadınlar sadece yüzde 1 oranında görev alıyor.

BETAM’ın araştırma notunda, “Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en çarpıcı gerçeklerinden birinin, kadınların istihdam oranının yüzde 23,8 olmasıdır” deniyor. Kadının çalışma hayatına katılımının bu kadar düşük olmasının pek çok önemli sonuçları olduğunun belirtildiği notta kadının işgücüne katılımının arttırılmasının, kadın hareketinin ilgi ve enerjisini en çok hak eden konuların başında geldiği belirtiliyor.

EŞİTSİZLİĞE KARŞI “DAYANIŞMA” • Bu verilerin açıkça ortaya koyduğu toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadeleye yönelik örgütsel tepkileri araştıran BETAM, Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nin (STGM) oluşturduğu STK veritabanında bulunan tüm sivil toplum kuruluşları içinden 276 adet kadın STK’sını mercek altına aldı. Araştırma notunda, bu kadın örgütlenmelerinin, dernek, kooperatif, girişim, komisyon, platform, grup, ağ, inisiyatif, meclis, akademi, vakıf, organizasyon, federasyon, şirket, oluşum gibi değişik örgütlenme tiplerini tercih ettikleri belirtiliyor. İçlerinde ideolojik farklılıklar da barındıran bu kadın örgütlerinin her beşinden birinin isminde “dayanışma” sözcüğünün geçtiğinin ifade edildiği notta “Bu adlandırma, kadınların ortak mağduriyetleri karşısında dayanışmaya olan ihtiyacının bir ifadesidir” deniyor.

ÖRGÜTLER MARMARA’DA YOĞUN • Kadın örgütlerinin coğrafi bölgelere göre dağılımında ilk iki sırayı Marmara (89) ve İç Anadolu (73) Bölgeleri, son iki sırayı da Doğu Anadolu (12) ve Karadeniz (7) Bölgeleri alıyor. Araştırma notunda, “Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz Bölgelerinde daha çok kadın dayanışma, danışma ve yardımlaşma dernekleri, kooperatifleri ve kadın evleri öne çıkıyor. Kadına yönelik şiddet ile mücadele için kurulan ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde 23 ilde faaliyet yürüten KAMER bu iki bölgeye özgü sorunları ele aldığından diğer kadın örgütlerinden farklılaşıyor” deniyor.

CİNSEL İSTİSMARA YÖNELİK AKTİF ÇALIŞMALAR ÇOK SINIRLI • “1980 askerî müdahalesinden sonra gerçekleşen ilk yasal sokak gösterisi kadına karşı şiddeti protesto etmek için düzenlenen yürüyüştü” hatırlatmasının yapıldığı araştırma notunda, hareketin 1980’lerin sonunda ve 1990’ların başında cinsel istismar/taciz meselesi üzerinde önemle durduğu ve etkili kampanyalar düzenlediği belirtildikten sonra günümüzde görece az sayıda örgütün bu konu üzerinde aktif olarak çalıştığına dikkat çekiliyor. Öte yandan, kadın hakları örgütlerinin, AB sürecinin hızlandırıcı etkisini arkalarına alarak cinsel istismar/taciz konusunun yasalara girmesinde etkili oldukları saptaması yapılıyor.

TEMEL MÜCADELEDE YAKLAŞIMI LOBİ • Kadınlarla ilgili STK’ların toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle mücadelede en sık kullandıkları araçların ise lobi, bilinçlendirme, eğitim, medya, kampanya ve proje geliştirme olduğu belirtiliyor. Bir mücadele aracı olarak hukuki kanalların nadiren kullanıldığını vurgulayan raporda “En az başvurulan mücadele yöntemi eylemdir; ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonuçlarına dikkat çekmek için kamusal düzeni engellemeye de hiç başvurulmamaktadır” deniyor.

AB ADAYLIK SÜRECİ YARARLI OLDU • AB’ye adaylık sürecinin “cinsiyet eşitliği politikaları” konusunda hükümete bir baskı unsuru oluşturduğunu bildiren notta Türkiye’de de 1990’ların sonunda AB katılımı süreci içinde hükümetlerin kadın STK’ların taleplerine kulak vermek durumunda kaldığı saptaması yapılıyor. Araştırma notunda, Kopenhag Kriterleri’nden doğan yükümlülükler sonucunda, yeni TCK’nın, kadının kendi bedeni üzerindeki hakkını toplumdan ve erkekten alıp kendisine verdiği kaydediliyor.

Ek olarak, Türkiye’deki bazı STK’ların, AB dahilindeki 4000’i aşkın kadın örgütünü bir araya getiren şemsiye bir kuruluş olan ve AB fonlarınca da desteklenen EWL’ye dahil olmasının öneminin de altını çizen notta söz konusu oluşumun kadın hakları örgütlerinin ellerini güçlendirdiği kaydediliyor.

http://www.taraf.com.tr/haber/20876.htm

Paylaş
Bu web sitesi Avrupa Birliğinin maddi desteği ile oluşturulmuştur ve sürdürülmektedir. İçerik tamamıyla Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği'nin sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliğinin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.