Birlikte
Destek Noktası
Video Köşesi
Facebook Twitter

STÖ'ler Projelerini Anlatıyor: Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği

Güncelleme Tarihi 13.04.2015

STGM tarafından yürütülen “Sivil Toplum Örgütleri Arasında Diyaloğun Geliştirilmesi II” hibe programında yer alan sivil toplum örgütlerine hayata geçirdikleri projelerini sorduk. Altıncı konuğumuz Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği.

·         Örgütünüzle ilgili bize kısaca bilgi verir misiniz? Ne zaman kuruldunuz, amaçlarınız ve yürüttüğünüz faaliyetleriniz neler?

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, kısaca CİSST, 2007*’de, ihtiyaçtan kuruldu. Çünkü doğrudan ve sadece hapishaneler alanında, hem mahpusları hem de hapishanede çalışan herkesi düşünerek çalışan başka bir örgüt yoktu. Hak odaklı çalışmalarına hapishaneleri de dâhil ederek çalışan, İnsan Hakları Derneği gibi örgütler var, iyi ki de varlar;  hapishane içinde çalışma yürüten, infaz koruma memurlarıyla temas içinde olan, hem siyasi hem adli mahpuslarla, onların hakları ve kendilerine özel ihtiyaçlarıyla sürekli ilgilenen “hapishane derneği” olarak da biz varız. Kolay görünmeyen, çabuk unutulan, oldukça yalnız bir alanda çalışıyoruz. İnsanların devletin yoğun kontrolü altında olduğu bir yerde, kötü muameleleri, hak ihlallerini önlemek için “kapalı alan”ın şeffaf olmasını, kapıların bağımsız izlemeye, sivil topluma açık olmasını çok önemsiyoruz. Bu ilişkinin bir ayağı devletse, öteki de sivil toplum, bu yüzden tüm çalışmalarımızda sivil toplumun, akademinin hapishanelere ilgisini teşvik etmeye çalışıyoruz. Hapishanelerle ilgili çalışan çok sayıda örgüt yok ama kadın haklarıyla, çocuklarla, engellilerle ilgili çalışan sivil toplum örgütleri var, biz bu örgütlerle beraber kadın mahpuslar, anneleriyle beraber hapishanede yaşayan çocuklar, engelli ve hasta mahpuslar, trans mahpuslar gibi özel gruplar için özel çalışmalar yapıyoruz.

cisst

Türkiye’de hapishaneler hakkında üretilen güncel bilgi oldukça sınırlı. Bu bilgi de, insan hakları örgütleri, üniversiteler, araştırmacılar ve genel sivil toplum ve kamuoyu arasında sistemli bir şekilde paylaşılamıyor ne yazık ki. Adalet Bakanlığı’nın elindeki veriler hem sınırlı, hem de kapalı. Dernek olarak, 2015 yılı itibarıyla, Türkiye Hapishane Çalışmaları Merkezi’ni ve Türkiye Hapishaneler Enformasyon Ağı’nı kurmak için çalışmaya başladık. Bunu bir Hapishane Araştırmaları Kütüphanesi ile de destekleyeceğiz.

·         DCD-II Hibe Programı kapsamında yürüttüğünüz projede temel olarak neyi hedefliyorsunuz? 

Şu anda AB MFİB desteğiyle yürüttüğümüz “Özel İhtiyaçları Olan Mahpuslar ve İlgili Sivil Toplum Örgütleri Ağı” projesinde, LGBTİ, yabancı ve engelli bireylerin hapishanelerdeki koşullarını tanımaya ve sorunlarına çözüm üretmeye çalışıyoruz, amacımız bunu ilgili STÖ’lerle beraber yapmak. Genel olarak, biz bir hapishane derneği olarak, bir engellinin günlük hayatta yaşadığı sorunları, engelli hakları için çalışan örgütler kadar bilemiyoruz, onlar da hapishanelerin içindeki şartları bizim kadar tanımıyorlar. Fakat daha önceki projelerde başladığımız işbirliğini bu projede geliştirerek içeriye birlikte baktığımızda daha güçlü sözler üretebiliyoruz.

Ayrıca bu çalışmada dernek olarak ilk defa yurtdışından bir STK ile, Agenfor İtalia ile birlikte çalışıyoruz. Şubat ayı sonunda, engelli, yabancı ve LGBTİ hakları alanındaki STÖ’lerden birer temsilci ve bu konuda çalışan bir akademisyen ile birlikte İtalya’ya gittik ve iki ayrı hapishaneyi ziyaret ettik, orada bu konuda çalışan STK’larla görüşmelerimiz oldu.

Özel ihtiyaçlara sahip gruplar için çalışan STÖ’ler arasında haberleşme ve paylaşımlar için kurduğumuz ozelihtiyaclimahpuslar.wordpress.com sitesi, İtalya’da temas kurduğumuz örgütlerin kullanımına da açık. Burada Türkiye’de olup bitenleri uluslar arası kamuoyuyla paylaşarak destek bulmayı, kendimiz de diğer uygulamalar görüp fikir sahibi olmayı diliyoruz.

Gerçekleştirdiğimiz toplantılarla, çalışmamızın, mahpusları STÖ’lerin gündemine taşımak ve gündemde tutmak gibi çok önemli bir etkisi, şimdiden oldu. Örneğin, bir çok üniversite topluluğu ve yerel örgütlenmeler de dâhil olmak üzere LGBTİ alanında çalışan örgütlerle birlikte, Adalet Bakanlığı’nın kurmayı düşündüğü LGBTİ Hapishanesi’ne, “Pembe Cezaevi” projesine karşı açıklama yaptık. LGBTİ mahpuslarla yoğun şekilde yazışıyor ve sorunlarını ilgili örgütlerle beraber çözmeye, gündeme getirmeye çalışıyoruz.

Engelli mahpuslar konusu, özellikle ilgili STÖ’lerin güçlü olması sayesinde, sorunları ve çözümleri daha net bilebildiğimiz bir alan, çözümleri hayata geçirmek içinse yapılacak çok iş var. Burada devletin, STÖ’lerin birikiminden faydalanmaya daha açık olması lazım; hapishanelerin büyük bölümü 2 katlıyken, ortopedik engelliler için ne gibi fiziksel düzenlemeler olduğunu sorduğumuzda “cezaevlerimiz tek katlıdır” diye cevap almak, ruh sağlığıyla ilgili sorunların psikososyal engellilik hali olduğunun, buna göre tedbir alınması gerektiğinin bilinmemesi, işitme cihazlarının pillerinin hâlâ sorun olabilmesi, hapishanelerde işaret dili bilen personelin hemen hiç olmayışı işin vahim tarafları.

Yabancı mahpuslar, bence hem bizim çalışmamızın, hem Türkiye’deki sivil toplumun “açığı”. Özel ihtiyaçları olan mahpus grupları için ilgili örgütlerle işbirliği yapıyoruz ama, yabancılarla ilgili çalışan hiç örgüt yok! Trabzon Oflular, Mardinliler, filanköylüler yardımlaşma ve dayanışma derneği gibi, sayısını bilmediğim kadar çok hemşehri derneğinin bulunduğu İstanbul’da, yabancıların sorunlarını, durumlarını dert edinen özel bir örgüt yok. Oysa hapishanelerde 2000 civarı yabancı mahpus var. Onlar için, genel insan hakları alanındaki örgütlerle birlikte çaba göstermeye çalışıyoruz. Yabancı mahpusların da çalışmalarımızdan haberi var, bize mektup göndererek durumlarını anlatıyorlar. Sorunlar, yargılama aşamasında dil bilen bir avukatla görüşemeden, savunma yapamadan ceza almakla başlıyor, infaz koruma memurundan sağlık personeline kadar, hapishanede yabancı mahpusun derdini anlatabileceği, dil bilen birini bulması çok zor; hapishanede eziliyor, ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Türkiye’deki yabancı mahpusların pek çoğu ailelerinden uzaktalar, maddi destekleri de yok. Buna rağmen ziyaret ve telefon süreleri Türkiyelilerle aynı.

Mahpuslar açısından, hem “eşit” görünürken aslında ciddi ayrım yaratan mevzuatın değişmesi, hem de iyi uygulamalar örnek alınarak özel ihtiyaçların giderilmesi lazım. İtalya’da gördüklerimiz bu açıdan büyük önem taşıyor. Bu ay içinde, ziyaretimizden edindiğimiz tecrübeleri diğer örgütlere ve ilgilenen öğrencilere, akademisyenlere aktaracağımız bir küçük toplantı yapacağız. Amacımız, deneyim aktarımının yanı sıra, özellikle üniversitelerin hapishaneler ve özel ihtiyaçları olan bireyler konusuyla ilgilenmesini teşvik etmek ve Mayıs ayında, İtalya’daki partnerimiz ve oradaki STÖ’lerden temsilcilerin de katılımıyla yapacağımız konferansa öğrencilerinki dâhil olmak üzere sunumlarla katılımları da artırmak.

res1

·         Proje süresinin yarısından fazlasını geride bıraktınız. Bu süreçte  paylaşmak isteyeceğiniz başka deneyimleriniz, önemli bulduğunuz anlar varsa belirtebilir misiniz?

İtalya’ya gitmek bizim için yepyeni bir kapı açtı. Biz burada hapishaneye girmek için güçlükle izin alabiliyor ya da alamıyoruz. İtalya’daysa anayasa, hapishanelere girip içeride çalışma yürütmeyi sivil toplum kuruluşlarının sorumluluğu olarak tanımlamış. BM el kitaplarında, uluslararas anlaşmalarda söz edilen örnek uygulamaların birçoğunun orada nasıl hayata geçirildiğini görmek çok özendirici, motive edici oldu. Padova’da, yabancı mahpusların hapishane nüfusunun yarısını oluşturduğu Due Palazzi Hapishanesi’nde 750 mahpusun 250’si hapishane içinde çalışarak ayda 1000 euro (dışarıdaki asgari ücrete eşit) kazanıyor. Türkiye’deyse çalışma esasına dayalı açık hapishanelerde bir işçinin aylık ücreti 180 TL. Padova’daki hapishanenin içinde kurulu fırında üretilen pastalar dünyaya satılıyor, prestijli markalar hapishane içinde bisiklet, bavul parçası, resim boyası vb üretiyor, bazı mahpuslar da şirketlerin ve devlet dairelerinin evrakların dijital olarak arşivlemek, call center’da çocuk hastanesinin randevularını düzenlemek gibi işler yapıyorlar. Duvarlarda, ünlü ressamların tablolarının mahpuslar tarafından yapılmış reprodüksiyonları var, aileler ziyarete geldiğinde çocuklar yadırgamasın diye özel düzenlenmiş oyun alanları, ailesi uzakta olanların kullanımı için skype görüşme odaları var. Öğrenim gören mahpuslar için öğretim üyeleri ve öğretmenler hapishane içinde ders verebiliyor, ilkokul düzeyinden lisans üstüne kadar öğrenim gören mahpuslar var (yetişkinlerden söz ediyorum). Keşke bizim Adalet Bakanlığı’ndan yetkililer de bu uygulamaları görse, dedik. Onlara da aktarmak, örnek alınmasını sağlamak için çaba sarf edeceğiz.

Bunlar tabii oradaki durumun iyi yönleri, yanlış bulduğumuz örneklerle de karşılaştık elbette. Ama genel olarak, nelerin başarılabildiğini görmek çok büyük bir katkı oldu bize. Bizim de, sorunları görmeye alışmış, olaya mahpus hakları açısından bakarak keskinleşmiş gözlerimiz var, o açıdan uluslar arası alanda hapishane çalışmalarına katkıda bulunabileceğimizi gördüm. Örneğin, bir bakanlık yetkilisinin, İtalya’daki iyi hapishaneler arasında gösterdiği Roma’daki Rebibbia’da, mafyayla bağlantılı örgüt liderlerinin en az dört sene boyunca, başka insanlarla ilişkilerinin ayda sadece 1 saat kapalı görüş veya skype hakkıyla sınırlandırılmış olması bizim için çok çarpıcıydı, onlarsa bunu başarılı bir güvenlik uygulaması olarak aktarıyorlardı. Ekibimizde yer alan, tekerlekli sandalyeyle yabancı bir ülkede yaşayabileceği pek çok aksaklığı göze alarak İtalya’ya gelen Süleyman Akbulut (Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği), bu hapishanede engelliler için düzenlenmiş alanı gezdikten sonra “benim gibi biri buraya getirilse kısa sürede ölürdü” diyerek, bizlerin belki fark edemeyeceğimiz çarpıcı gerçeklere dikkat çekti.

res2

Kendi açımdan en değerli olaylardan biri, İtalya’da kurduğumuz temaslarla son gün programımıza eklediğimiz “halfway house / casa familia” ziyareti oldu. Mahpusların hapishane dışına çıkmasına, birkaç gün de olsa dışarıdaki hayata katılımına imkân veren bu uygulama, Türkiye’de hiç alışık olmadığımız şeyler gösterdi bize. Mafyaya aitken el konan bir apartman dairesi, “halfway house” olarak kullanılmak üzere hapishaneler alanında çalışan sivil toplum örgütü PID’e devredilmiş. Roma’da mahpusların yüzde 25’i bu gibi evlerde kalabiliyormuş, evlerin sayısı artsa faydalananlar da artacak, zira sıra bekleniyor. Gittiğimizde, 6 günlüğüne hapishaneden izinli olarak burada, kendisine verilen odada kalmakta olan orta yaşlı bir erkek mahpus, onu burada ziyarete gelecek olan oğullarına turta yapmaktaydı mutfakta, bize de birer kahve yapıp yanında turta ikram etti. Bangladeşli ve Mısırlı iki mahpus, dışarıda alışveriş yapıp döndüler. Arnavut kökenli ve ortopedik engelli olan bir diğer mahpus için banyoda basit düzenlemeler yapılmıştı. Yasal olarak hapishaneyle aynı kamusal alan statüsünde olan, ama güzel bir mahallede, diğer dairelerin ev olarak kullanıldığı bir apartmanda bulunan bu mekanda, mahpusların gece ziyaretçi kabul etmesi ve geceyi dışarıda geçirmeleri yasak. Peki gece yanlarında kim kalıyor, diye sorduğumuz PID çalışanı Emanuele, “hiçbirimiz kalmıyoruz, biz polis değiliz ki” dedi. “İş saati bitince kapıyı kilitleyip gidiyor musunuz yani?” dedim. “Hayır, kilitlemiyoruz, biz onların dürüstlüğüne güveniyoruz” dedi. Ben de bizim Adalet Bakanlığı’ndan, mahpuslarla ilgili çalışanlardan bu yaklaşımı, ayrıca sivil toplumla çalışmaya açık olmalarını bekliyorum artık. Çünkü mümkün olduğunu gördüm. Umut olsun, biz de bir gün Türkiye’de, hapse atılan, hapiste tecavüze uğrayan hatta öldürülen çocuklardan ve yetişkinlerden bahsetmek yerine böyle şeylerden konuşalım.

  • Eklemek istedikleriniz...

Bu çalışmayı yapma imkânını sağladığınız için çok teşekkürler. Yoruluyoruz, ama değiyor. Eğer CFCU tarafından, hibelerle gerçekleştirilen çalışmalara ve bunların etkilerine, evrakların düzgünlüğünden daha çok önem verilirse, gücümüzü çok daha iyi kullanabileceğimize inanıyorum. Proje koordinatörü olarak, pek çok defa, mesela bir mahpusun mektubuna cevap yazmak yerine vaktimi zaman çizelgelerine, harcırah formlarına ayırmak zorunda kaldım, çünkü bakılan yer burası. Hibelerle yürütülen projeler için bağımsız “toplumsal etki değerlendirme” çalışmaları yapılmasını öneriyorum, bence yaptığımız işin asıl önemi burada. Üstelik, bizim gibi devlet kurumlarıyla işbirliği içinde bulunması gereken STÖ’lerin eli de güçlenmiş olacaktır, çalışmamızın hedef kitle açısından olumlu etkilerinin gösterilmesi sayesinde.

Paylaş
Bu web sitesi, STGM tarafından yürütülen ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen Etkin Katılım İçin Sivil Toplumun Gelişimi projesi kapsamında yayın yapmaktadır.
Web sitesinin Avrupa Birliği'nin resmi görüşlerini yansıttığı düşünülmemelidir.