STÖ Yardım Masası
Bilgiye Erişim, Danışmanlık ve Aktif Yardım Projesi
Film Köşesi
Facebook Twitter

Elle - 01.11.2009

Güncelleme Tarihi 13.10.2010

Nasıl Aktivist Olunur?

"Artık yaşamımın hiçbir zaman daha iyi olmayacağına ikna oldum.  Ancak varlığım da tam da bunun için gerekliydi." "Gerektiğinde  sokaklara dökülmekten çekinmemeli. Risk almadan ne özgürlük, ne  demokrasi mümkün." "Önemli olan sessiz kalmamaktır." "Aktivizm varoluşun içindeki gücü ve güzelliği görmek ve buna hayran olmakla bağlantılıdır." Aktivizm başkaldırmaktır.

Yukarıdaki cümleler aşağıdaki satırlarda ismi geçecek olan dört aktiviste ve tabii ki onların nezdinde dünyanın her yanında tüm samimiyetiyle "daha iyi" bir hayatun mücadelesini veren her kim varsa onlara ait.

Epey uzun bir zamandır bu konunun ve aktivistlerin peşindeyim. Hiç de göründüğü kadar kolay olmadığını söylemeliyim. Konuyu yapmaya karar verir vermez ilk iş olarak, tanıdığım aktivistlere ulaşmayı düşünsem de işe en esaslı yerden, "Sivil Toplum Geliştirme Merkezi"nden başlayayım dedim ve telefona sarıldım. İlk görüştüğüm görevli, böyle bir konu hazırlamayı düşündüğüm için beni çok takdir ettiğini söyleyip ciddi anlamda yüreklendirdi ve Halkla İlişkiler Bölümü'ne yönlendirdi.Oradaki görevli de sağ olsun başlangıçta bana yardımcı olur gibi oldu, ama sonradan telefonda görüştüğümüzde yukarılardan bakan bir ses tonuyla "ELLE, bildiğimiz ELLE mi?" diyerek bir nevi "Ne alaka böyle bir konu bir moda dergisinde?" demek istedi. Bu önyargı beni her zamanki gibi çıldırtsa da boşverdim. Yine her zamanki gibi yapıp yoluma devam ettim.

Yalnız böyle düşünen herkesin bilmesini isterim: Bu ülkede siyaset, o küçümseyip durduğunuz modanın konusu olan -özellikle kadın giysileri- üzerinden yapılıyor. Bilmiyorum farkında mısınız? Tabii bu önyargı konusunda biz moda cemaaatinin de masum olduğunu hiç sanmıyorum. Mesela Türkiye'de 2005 yılından bu yana 40'ın üzerinde -sayıyla yazıyorum daha çok ilginizi çeksin diye" kot kumlama işçisi öldü. Bitti sanmayın, çlmek için bekleyenlerin oluşturduğu kuyruk hayli uzun! Hangi moda dergisinde bununla alakalı tek bir satır gördünüz? Yalnızca ELLE'nin Haziran ayında hazırladığı "Yeşil Sayı"da. O kadar. Dergilerin yabancı basımlarında böyle şeyler yok demeyin. Zira dünyanın "bizim gibi" birkaç ülkesi dışında kot kumlama işinde kullanılan "silika" maddesi ve bu işlem, 60'lı yıllardan beri yasak. Yani onları ilgilendiren bir durum yok ortada. Oysa bizim işçilerimiz sırf bu yüzden ölmeye devam ediyor. Ama konuyla ilgili tek bir satır yok. Biz, belki de onların yanında olması gereken ilk insanlardık. Bu kotların giyilmemesi konusunda insanlara en hızlı ulaşabilecek kurumlardık... Bir ses bekliyorum.

Konumuza dönersek, daha sonraki günler aktivistlerin peşinde koşturmakla geçti. Dört tanesinin peşinde özellikle koştum ve onların görüşlerini buraya taşıdım. Bu arada kendi çevremde karşılaştığım en sık yorum, neden böyle bir konuyla ilgilenmeyi seçtiğimdi. Bana burun kıvıranlar, "Niye uğraşıyorsun ki?" diyenler... Hiç umursamadım. Ama iyi oldu. Zira aktivistlerin en çok karşılaştığı sorunla, "Ne diye uğraşıyorsun ki bunlarla?" sorusuyla bizzat tanıştım ve onunla tanıştığıma çok memnun oldum. Amargi Kadın Kooperatifi'nden Hilal Esmer yaptıklarına burun kıvıranlara "Ne yapayım, senin gibi mi olayım diyesim geliyor" diyor ve ekliyor: "Zaten bir kadın olarak hayatım her konuda 'öğreten mod'unda dolaşan insanlarla dolu. Konu hiç önemli değil. Bir türlü bir şey konuşamyorsun, hemen neyi yapman gerektiğini anlatmaya başlıyorlar, otomatiğe bağlamış gibi. Bir de kimse bunun seni mutlu ettiğine inanmak istemiyor. Mutlu olma biçimi de toplumda tanımlanmış çünkü. Evlenirsin, çoluğa çocuğa karışırsın, iştir paradır kazanırsın, gezersin tozarsın, mutlu olursun. Budur  yani bunun yolu."

Bunun yolu çoğunluk için budur; doğru, ama herkes için değil. "Kişisel bir isyan"ınız varsa böylece mutlu olmanız biraz zor. Türkiye'nin en bilinen aktivistlerinden, "Kadın Hareketi" ve "Yeni Sol Hareketi"nden Prof. Dr. Büşra Ersanlı'yı "Sivil ve Demokratik Anayasa için Çağrı" toplantısına giderken yakalayıp, bir aktivistin kişisel isyanının nasıl bir şey olduğunu sorduğumda aldığım yanıt, "kişisel isyan dediğimiz şey aslında anarşik bir tutum.  Başkaldırmak. Herhangi bir otoriteye başkaldırmak. Bunun içinde sorgulama var." oluyor. Yine Türkiye'nin acilen ilgilenmesi gereken bir başka konu GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) Platformu'ndan Kızılca Yürür de kişisel isyanını 1980 öncesi sol ve özgürlükçü hareketliliğin içinde büyümesine bağlıyor ve ekliyor: "Hayatımın dalgalanmaları, krizleri ve travmaları, ülkemizdeki sol hareketin aldığı darbelerle örtüştü; bunlarla yakından bağlantılıydı. Daha iyi bir dünyanın mümkün olduğu ve bunun için mücadelede ödenen bedelleri yakından görerek ve bilerek geliştirdim."

Kişisel isyan ve hemen ardından gelen güçlü bir değişme ve değiştirme dürtüsü. Peki neyi değiştirmek? Asıl önemli olan bu. Güldünya Bitlis Derneği'nden çok genç bir aktivist olan Gül Aksoy bu soruya "Artık yaşamımın hiçbir zaman daha iyi olmayacağına ikna oldum. Ancak varlığım da bunun için gerekliydi. Yaşadığım

coğrafyanın daha yaşanılabilir bir yer olması için çabalıyorum. Güldünya Bitlis Derneği, bende yaşayan kız çocuğunun yerine kültürüne, acısına, sorunlarına ve sorumluluklarına sahip çıkan bir kadın yetiştirdi. Büyüdüm akıllandım" diye cevap veriyor.

Değiştirmek ama nasıl? Büşra Ersanlı bunun en önemli yolunun sokağa dökülmek olduğunu söylüyor ve ekliyor: "Sokağa dökülmek, çünkü insanların toplu şekilde yer aldığı ve birbirleriyle en çok etkileşim içinde olduğu yerler sokaklardır. Sokakta olduğunuz zaman aksak giden şeyleri çok daha kolay fark edebilirsiniz. Sokaklardaki bilgiyle örgütlenme sağlıklı bir şeydir. Ancak sokağa dökülmeyi şiddet uygulamak olarak algılamayalım, o farklı bir şey. İnsanların taleplerinin değerlendirilemez hale geldiği noktalarda şiddet durumları olabiliyor. O zaman da hoşgörü göstermiyoruz ama onları anlıyoruz." Ersanlı'ya bizde sokağa dökülme kültürünün olmadığı gerçeğinin doğru olup olmadığını sorduğumda aldığım yanıt "Çok yeni ama dalga dalga yayılıyor. Özellikle kadınların bu konuda baskın bir durumu var. Sokaklara çıkarak özgürlük alanlarını genişletiyorlar. Kendileri üzerinde yetki sahibi olan erkeklerin ya da aile büyüklerinin denetiminden çıkıp kendileri gözlemleyerek karar verebiliyorlar. Bu da özgürlüğün birinci adımı zaten". oluyor. Kendisine ülkemizde gösterilere katılmanın bazı durumlarda suç unsuru olarak değerlendirildiğini hatırlattığımda bana "bu bir risk. Demokrasin için risk almak gerekir" diye karşılık veriyor.

Bu arada konuştuğum aktivistlerin özel hayatına, onun aktivist olmalarındaki etkisine de ilginizi çekmek isterim. Zira yapılan bazı araştırmalar ailelerde aktivizme, direnişe olan eğiliminin ortanca ve küçük çocuklarda daha çok görüldüğünü gösteriyor. Buna göre "ailenin en küçüklerinin mazlum olanla özdeşlik kurması ve kurulu düzene karşı çıkma eğilimleri daha yüksektir. Daha maceraperest ve isyankar olurlar. Oysa büyük kardeşler, iktidar ve otoriteyle daha kolay özdeşleşirler. Ortancalar ise ideolojik bir fanatizm ya da nefretten ötürü değil, genelde öteki'ne duydukları yoğun şefkatten ötürü isyan ederler. Onlarınki daha romantik bir direniştir."

Bunlar ne kadar doğru bilmiyorum ama yine de bir insanın aktivizme yönelmesinde aile, çevre ve yaşadığı dönemin etkisine inanıyorum. Büşra Ersanlı bana bu konuda katılıyor ve "eğer evde farklı kitaplar, şiirler, siyasi faaliyetlerle ilgili yorumlar gibi uyarıcılar varsa aileniz sizi tek tip ortamda tutmayıp değişik ortamların içine çıkarabiliyorsa, önünüzde seçimler olur" diye ekliyor. Kendi ailesini tam bir orta sınıf ailesi olarak tanımlıyor ve iki ablasının ardından ailenin en küçüğü olduğunu ekliyor. Gül Aksoy, yedi kardeşin en küçüğü. Hilal Esmer iki kardeşin en küçüğü olduğunu ve ablasının aktivizmle hiçbir alakası olmadığını söylüyor ve ekliyor: "Biz çocuklukta 'sevgi bağı'yla kuşatılmıştık ve seçimlerimnizin saygı görmesi, desteklenmesi için o sevgiye halel

getirmeyecek şekilde davranmamız gerektiğini iyi biliyorduk. Baskı bize tehdit olarak değil de daha çok minnet ve suçluluk duygusu olarak sirayet etti sanırım. 'Mutlu aile'nin bileşenleri olarak toplum gözünde belli bir değerimiz vardı belki; ama bence kendimize değer vermiyorduk."

Peki ya aktivist olmak için ne yapmalı? Nereye gitmeli? Büşra Ersanlı, kişinin öncelikle ilgilendiği alanda bilgi toplaması ve o ilgi alanındaki örgütlenmeleri öğrenmek gerektiğine inanıyor ve ekliyor: "Bu yaşımda telefon edip sorarım ama genç olsam kalkar oraya giderim. Tabi bunları bilmiyorsa; ama yine de birşeyler hissediyorsa 'el yordamı' ile birşeyler yapabilir."

Bu konuyu aylar önce yapmayı kafama koyduğumda Büşra hocaya nasıl aktivist olunur diye sormuştum. Bana şaşkınlıkla bakıp "bilmem. Herşey kendiliğinden oluverdi." diye cevap vermişti.

Ben kendimi bir modasever ve dünyanın en çok satan moda dergilerinden birinde çalışan bir antikapitalist olarak tanımlıyorum. Kot işçileri için bir şey yapmamız, en azından, taş yıkama kotları giymememiz gerektiğine inanıyorum. Ben de mağduriyetlerin olmadığı bir dünyanın kapısını açacak yeni bir sol istiyorum. Kadınları sokaklarda görmek istiyorum. Sizi de, her şeyin başlangıç noktası olan sokaklara davet ediyorum.

Hacer Yeni
ELLE, Kasım 2009

Paylaş
Bu web sitesi, STGM tarafından yürütülen ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen Etkin Katılım İçin Sivil Toplumun Gelişimi projesi kapsamında yayın yapmaktadır.
Web sitesinin Avrupa Birliği'nin resmi görüşlerini yansıttığı düşünülmemelidir.