Birlikte
STÖ Yardım Masası
Bilgiye Erişim, Danışmanlık ve Aktif Yardım Projesi
Film Köşesi
Facebook Twitter

Dünya Gazetesi - 03.01.2008

Güncelleme Tarihi 08.10.2010

Sivil Toplum Geliştirme Merkesi Yönetim Kurulu Başkanı Sunay Demircan: AB'yi bürokratlar değil, sivil toplum kuruluşları ikna edecek

İnsan hakları, çevrenin ve doğanın korunması, toplumsal cinsiyet, çocuk hakları, gençlik, engelliler, kültür ve kültürel haklar konusunda fikir lideri yaklaşık 40 aktivist tarafından 2004 yılında Ankara'da kurulan Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM) katılımcı demokraside daha aktif rol oynayabilmeleri için sivil toplum örgütlerinin kapasitelerini geliştirmeyi hedefliyor. Derneğin öncelikleri arasında diyalog, iletişim ve STK'ların kendi içlerinde
katılımcılığı artırmak, yerel STK'ların kapasitelini geliştirmek geliyor.

STGM, AB için de projeler gerçekleştiriyor.

Türkiye'de sivil toplum gelişimi önündeki en önemli sorunun sivil toplum örgütleri ve sivil toplum arasında bariyer olmasından kaynakladığını söyleyen STGM Yönetim Kurulu Başkanı Sunay Demircan, diyaloğun her alanda çok önemli olduğunu belirtiyor. Diyaloğun önem taşıdığı bir diğer konu da AB süreci.

Sunay Demircan diyaloğun önemini şöyle vurguluyor: "Tüm Kopenhag Kriterleri'ni yerine de getirsek, milli geliri 30 bin dolara da yükseltsek, bir gram çevre kirliliği kalmasa, tüm sularımız memba suyu kalitesine de ulaşsa, AB üyeliğimizin kararını bazı ülkelerdeki halk oylamaları verecek. Dolayısıyla, Fransızların, Danimarkalıların, Hollandalıların Türkiye'nin üyeliğine ikna olmaları için çalışmamız gerekli. Bunun adı da sivil diyalog. O insanları ikna edecek olan bürokratlar değil, sivil toplum örgütleri. Kültürel çeşitliliğe sahip örgütlerin, insan hakları örgütlerinin, kadın örgütlerinin yurt dışında kendilerini anlatmaları gerekli. Bunun için de, ön yargılardan arınmış olmak, karşısındaki anlamaya ve dinlemeye istekli olmak gerekiyor."

Demircan, Türkiye'deki STK'ların yaşadığı zorluklar, devlet-özel sektör-STK ilişkisi, AB sürecinin STK'ların gelişimine etkileri, yasama sürecinde STK'ların rolü gibi konularda şu yorumlarda bulunuyor:

. Türkiye'de STK'lar köksüz ağaç gibiler

"Türkiye'de sivil toplum örgütleri kendilerinden bekleneni gerçekleştirmiyorlar, çünkü daha çok yeniler. Karar aşamasında devlete ortak olan, devleti eleştiren, devlete aktif vatandaşın taleplerini örgütlü olarak ileten bir yapıdan bansediyoruz. Dolayısıyla STK'lar, karar aşamasında doğrudan rol alan aktif vatandaşın örgütlü rol modeli konumunda. Devletten bir şey talep ediliyor, ben yönetimde varım deniyor. Fakat bunun gerçekleşmesi için hem devletin hem de STK'nın bu müzakere sürecine hazır olması gerekiyor. STK'nın ne talep ettiğini, müzakereyi nasıl yürüteceğini bilmesi ve hepsinden önemlisi bir temsiliyet özelliğine sahip olması gerekiyor. Fakat Türkiye'de STK'lar köksüz ağaç gibiler. Sivil toplum ile sivil toplum örgütleri arasında ciddi bir bariyer var. STK'lar birileri için birşeyler yapıyor, fakat birilerinin bundan haberi yok. Sivil topluma verilen kapasite destekleri bu kopuş sürecini daha da hızlandırıyor. STK'ların içlerinin doldurulması gerekli. Demokratikleşmenin önce STK'ların kendi içlerinde gerçekleşmesi gerekli.

. Devlet STK'nın kendi dışında gelişmesini istemiyor

Devlet STK'lara annenin çocuğuna bakması gibi bakıyor. Bazı çocukları haylaz olarak görüyor ve arasıra şamar atıyor. Bazı çocukları çok seviyor ve onları sürekli besliyor. Bazı çocukları ise reddediyor. Çocuğun dışarı çıkmasına, kendi iradesi ile büyümesine izin vermiyor. STK'larda devletten destek almak yerine, devlete destek verme algısı ile hareket ediyor. Devlet de, 'benim çizgilerim içinde hizmet verdiğin sürece, seni severim' diyor. Aşırılıklara kaçan, devleti eleştiren ve devletin boşluklarını doldurmaya kalkan STK'lar sevilmiyor. Devlet alanı vatandaşa bırakmak istemiyor, çünkü vatandaşa güvenmiyor. Fakat vatandaş örgütlenerek, hak talebinde bulunmaya başladı. Bunun için de müzakere gerekiyor, fakat devlet şekil olarak yürütülen müzakereden yana. AB müzakereleri de bu şekilde yürüyor. Şeklin altına indiğinizde, temelde niyet yok.

. Özel söktör kendi STK'sını kurdu

STK'lar ve özel sektör arasında çok sağlıklı bir ilişki yok. Özel sektör kendi STK'sını kurdu ve sivil alanda ben de varım diyor. Bu tüm dünyada böyle. Sadece TÜSİAD değil, bütün sanayici ve işveren kuruluşları dernekleştiler. Çok ciddi vakıfları da var. Bunlar Türkiye'deki sivil hareketin başında olduklarını söylüyorlar ve öyleler de, çünkü hükümet her zaman bu kuruluşları muhatap alıyor. Bugün hem devlet, hem de özel sektör sivil toplum içinde. Oysa sivil toplum farklı bir alandır. Bu kadar çok aktör olduğu zaman da ciddi bir rol karmaşası yaşanıyor. Özel sektörde son dört-beş yıldır yaşanan olumlu bir değişiklik ise, özel sektörün STK'larla sosyal sorumluluk projeleri üzerinden işbirlikleri yapmaları. Fakat bu işbirliklerinin büyük bir bölümü İstanbul'da yapılıyor. Oysa yerelde de bu konuda ciddi bir ihtiyaç söz konusu.

. Küreselleşme ile birlikte, sivil toplum sektörleşti

AB'de STK'ların sağladığı istihdam yüzde 16'lara ulaşmış durumda. Sivil toplum bir sektör haline geldi. Küreselleşme ile beraber, sivil topluma böyle bir rol yüklendi. Küçülen devlet birçok ciddi sosyal görevini sivil topluma devrettiğini söylüyor. Eğitim ve sağlık bunların başında geliyor. Böyle bir gelişim içinde STK'ların daha profesyonel olmaları gerekiyor tabi ki. Ben bu gelişimi doğru bulmuyorum, çünkü sivil toplum bağımsızdır, kâr amacı gütmez ve her şeyden önemlisi insanların gönüllü olarak kendilerini tatmin etmek için girdikleri bir ortamdır. Bu insanlar para kazanarak tatmin olmazlar, mücadele ederek ruhlarını tatmin ederler. Dolayısıyla bu gelişim bizim alıştığımız sivil toplum mahtığına ters.

. Yasama sürecinde STK'ların rolü tartışıldı, bu bir ilk

Sivil toplum örgütleri yeni anayasa kapsamında görüş bildirme konumundalar. Geçtiğimiz ay ortalarında, Meclis başkanlığı bir çalışma başlattı ve TBMM, 'Yasama Sürecinde STK'nın katılımı' başlıklı bir toplantı gerçekleştirdi. Bu Türkiye'de bir ilkti ve çök önemliydi, çünkü meclis STK'ların katılımı ve danışmanlığı doğrultusunda yasaların nasıl hazırlanabileceğini sorguladı. Bunun nasıl olacağını bilmiyorlar, dışardan da örnek almak istemediler. Dolayısıyla yaşayarak doğrusunu bulacaklar. Açık bir niyet, içerden gelen bir istek olduğu ortada. Toplantı için Türkiye'nin her yerinden STK'lara açık bir çağrı yapıldı ve çok sayıda STK katıldı. STK'ların görüşlerinin dikkate alınacağı konusunda ciddi umutlarımız var. Bunu, Türkiye'de katılımcı demokrasinin gelişmesinde ciddi bir adım olarak değerlendiriyoruz.

. STK'lar bıçak sırtında yaşıyor

AB sürecinin biri olumlu diğeri olumsuz iki katkısı oldu. Olumlu etkisi devletin sivil toplumu önemsenmesi gerektiğini anlaması oldu. Devlet bunu daha önce düşünmüyordu, fakat AB süreci ile birlikte sivil toplumun varolduğunu farketti. Olumsuz etki ise, nasıl kullanılacağı ve yönetileceği bilinmeden, STK'lara inanılmaz boyutlarda hibe pompalanması oldu. Özellikle 2002-2004 yılları arasında bu çok fazla yapıldı. Hibeyi araç olarak değil, fakat amaç olarak gören ve sadece bu parayı kullanmak için kurulan çok sayıda STK oldu. Bazı STK'lar kendi potansiyellerini geliştirmek için o parayı kullanmak istediler, çünkü hibe kullanamayanlar diğer büyük STK'larla rekabet edemez hale geldiler. Bunun üzerine hibe almak için daha çok proje yapmaya başladılar. Hibe aldıkça projeler de arttı ve bir süre sonra kurumlarda obezite oluşmaya başladı. Çok şiştiler ve şişkin bünyelerini yönetemez hale geldiler. STK'lar bıçak sırtında yaşıyorlar aslında. Bir yanda gönüllülük diğer yanda, aşırı büyümenin getirebileceği profesyonellik söz konusu. Dolayısıyla bu dengeyi çok iyi korumaları gerekiyor. Kısa zamanda bu kadar büyüme sağlıklı değil, fakat AB de bu hatasını farketti. Hibe programlarını daha fazla hedef odaklı kullanmaya başladı. Hibeler müzakere başlıklarındaki toplumsal açılımları sağlamaya yönelik olmaya başladı. Önemli bir diğer konu da sivil diyalog olarak belirlendi.

. Devletin sevdiği STK'ları medya da seviyor

Devletin sevdiği STK'ları medya da seviyor. Örneğin çevrecileri herkes seviyor. Onlar evin haylaz ama iyi huylu çocukları. 12 Eylül'de tüm STK'lar kapatıldı, çevreciler kapatılmadı. O sürede varoldukları için çevreciler diğerlerine oranla daha güçlendi. Eğitim konusunda çalışanlar da destekleniyor. Fakat hak eksenli mücadele edenler, azınlıklarla ilgili çalışanlar desteklenmiyor. Bu konuda çalışan STK'lar medyada yer bulamıyor.

. Büyük STK'ların meclis üzerindeki etkileri başarılı

2005'ten itibaren bazı alanlarda sivil toplum örgütlerinin savunuculuk konusunda başarılar elde ettiklerini gördük. Kadın örgütleri Avrupa Kadın Lobisi'ni kurdular ve Avrupa Kadın Lobisi içinde AB üyesi olmayan tek ülkenin STK'ları olarak varoldular. TCK'daki ilgili maddelerin değişmesi konusunda STK'ların çok ciddi çalışmaları oldu. TEMA'nın mera kanunu, toprak kanunu gibi konularda yaptığı ciddi çalışmalar sonucunda, yasalar değişti. Eski Körler Federasyonu, engellilerle ilgili yasanın çıkartılmasına öncülük etti. Bunların yanısıra yerelde de önemli başarılar izledik. Örneğin Kars'ın mezrasında kaz yetiştiren 101 kadın bir araya gelip, 101 Kadın Kars Kooperatifi'ni kurdular. Antalya'nın Çıralı ilçesinde organik ürünlerle ilgilenen köylüler, burada yumurtalayan kaplumbağaları da korumak için kooperatif kurdular."

Paylaş
Bu web sitesi, STGM tarafından yürütülen ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen Etkin Katılım İçin Sivil Toplumun Gelişimi projesi kapsamında yayın yapmaktadır.
Web sitesinin Avrupa Birliği'nin resmi görüşlerini yansıttığı düşünülmemelidir.