Birlikte
STÖ Yardım Masası
Bilgiye Erişim, Danışmanlık ve Aktif Yardım Projesi
Film Köşesi
Facebook Twitter

Dicle Haber Ajansı - 30.05.2006

Güncelleme Tarihi 12.10.2010

STGM Koordinatörü Demircan: STÖ'ler misyonlarının farkında değil

30.05.2006 09:35

KENAN KIRKAYA

ANKARA (DİHA) - Türkiye'de bulunan sivil toplum örgütlerinin (STÖ) güçlerinin ve misyonlarının çok fazla farkında olmadıklarını vurgulayan Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM) Koordinatörü Sunay Demircan, STÖ'lerde, devleti eleştirme ve sorgulama konusunda da ciddi eksiklikler bulunduğuna dikkat çekti. Devleti eleştirmek yerine devlet ile birlikte hareket etmek gerektiği konusunda bir anlayışın hakim olduğunu belirten Demircan, "Pek çok derneğimiz 'Aman devletimize bir zarar gelmesin' diye asıl görevini yani 'devleti sorgulama' misyonunu yerine getirmiyor" dedi.

Çevre, insan hakları, kadın hakları, kültür ve gençlik alanlarında aktif olan, bir grup sivil toplum aktivistinin bir araya gelmesiyle kurulan ve 2005 yılı Haziran ayında çalışmalarına başlayan Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM), Türkiye'de STK'ların güçlenmesi ve misyonlarını yerine getirmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Avrupa Birliği Komisyonu tarafından desteklenen "Türkiye'de Sivil Toplumun Güçlendirilmesi" ve "Türkiye'de Sivil Toplum Diyalogunun Güçlendirilmesi" konulu 2 proje kapsamında STK'lara ekonomik destekte bulunan STGM koordinatörlerinden Sunay Demircan'ile Türkiye'de bulunan STK'ların niteliği, birbiri ile olan ilişkileri, toplumun STÖ'ler ilgisizliğinin nedenlerini ve AB sürecinde STÖ'lerde yaşanan değişiklikleri konuştuk.

* Yürüttüğünüz bir yıllık çalışma sonucunda nasıl bir sonuca vardınız? Türkiye'deki STÖ'lerin ön plana çıkan sorunları, eksik gördüğünüz yönleri neler?
Geçen bir yıllık süre içerisinde, daha çok Türkiye'de sivil toplum Örögütlerinin temel ihtiyaçlarını ve bu ihtiyaçlarını karşılamak için hangi araçların kullanılması gerektiği konusunda araştırma yaptık. STÖ'lere "İhtiyacınız nedir?" diye sorduğumuz zaman, en büyük ihtiyaçlarının "para" olduğunu söylediler. Ama bizim araştırmamızda ortaya çıkan en çarpıcı sonuç; STÖ'lerin var olan ihtiyaçlarının farkında olmamaları idi. Bunu sadece paraya bağlamaları idi. Yani STÖ'ler neden var olduklarını tam tanımlayamamışlar. Varlık nedenlerini daha fazla sorgulamaları gerekiyor. Toplumsal dönüşümü başarma isteği veya toplumsal bir dönüşüm içinde rol oynama isteği ne kadar var STÖ'lerde bunu biz bilemiyoruz.

STÖ'ler eksik gördüğümüz bir diğer nokta ise devleti eleştirme konusunda bir çekince içerisinde oldukları idi. Devleti eleştirmeyi bırakın, devlet ile birlikte hareket etmek gerektiği konusunda bir anlayış var. Pek çok derneğimiz "Aman devletimize bir zarar gelmesin" diye asıl görevini yani 'devleti sorgulama' misyonunu yerine getirmiyor.

* Türkiye'de farklı çevreler farklı görüşler mevcut ve her çevrenin kendine özgü STÖ'leri var. Var olan STÖ bilinci de buna göre değişiyor. Siz nasıl buluyorsunuz Türkiye'deki STÖ anlayışını ve kültürünü?

Aslında STÖ kültürü değil de bir alışkanlık kültürü var. Bizde örgütlenme kültürü, başkaldırı ve karşı çıkma kültürü yok. Bizde daha çok boyun eğmen, söyleneni yapma gibi bir alışkanlık var. Sivil toplum kültürü diye bir şey olduğunu düşünmüyorum. Halbuki Dünya'daki STÖ kültürü, örgütlenme kültürüdür. Örgütlenme kültürü bizde çok zayıf. Taşrada ve büyük kentlerde elit tabakanın kurduğu bir örgütlenme modeli var. Hangi siyasi görüşe, hangi etnik gruba, hangi dinsel gruba bağlı olursa olsun hiç değişmiyor. Sivil toplum dediğimiz zaman kabaca, ailenin, devletin ve özel sektörün dışında kalan alanı tarif ediyoruz. Bunun dışında kalan halk, sivil toplumdur. Halkın kendi sorununa kendisinin çözüm bulabilmesi için örgütlenmesi şart. STÖ'ler bir iktidar alanı yaratıyor. Bu yüzden bu bir fırsat olarak görülüp çok iyi bir şekilde kullanılmalı. Ancak ne yazık ki Türkiye'de halk bunun farkında değil. Bugün Türkiye'de nereden baksanız 500 bin kişi çevre sorunlarından, 500 bin kişi ise insan hakları ihlallerinden şikayetçidir. Ama en büyük çevre derneğine en büyük insan hakları derneğine kaç tane üyesi var diye sorun, şaşırırsınız. Var olan üye sayısı, aidatını ödeyen üye sayısı ne yazık ki ancak yüzlerle sayılabiliyor.

* Peki bu ilgisizliği neye bağlıyorsunuz?

Bu ilgisizliğin bir çok nedeni sıralanabilir. Bugün var olan örgütlenmelere baktığımızda her birinin bir iktidar alanı haline getirildiğini görürsünüz. Derneklerde, örgütlerde, iç demokrasi diye bir şey yok. Demokrasi zaafiyeti var hepsinde. Örgütler halktan kopuk çalışıyor. Örgütü oluşturan elit bir tabaka var ve var olan sorunla ilgisi olmayan insanlar örgüt kuruyor. "Orada bir köy var, gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüz" mantığı ile yaklaşılıyor. Çıkın sokağa "STK'lar hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sorun, iyi düşüncesini belirten, "Aman ne kadar iyidirler, şu kadarına üye oldum" diyen insan yok denecek kadar az. Bu kadar çevre sorunu olan bir ülkede en büyük çevre örgütünün üye sayısı 300-400'ü geçmiyor. İnsan hakları örgütleri, kadın örgütleri de öyle. Bu insanların duyarsızlığından mı? Bu STK'ların kendilerine ayna tutmamasından kaynaklanıyor.

* Türkiye'de var olan çevre sorunuyla sadece çevre örgütleri, kadın sorunuyla sadece kadın örgütleri, insan hakları sorunuyla da sadece insan hakları örgütleri ilgileniyor. Bu doğru bir yaklaşım mı? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sadece farklı alanlarda çalışanlar değil, aynı alanda faaliyet yürüten STK'lar da birbirleri ile ilişkiye giremiyorlar. STK'lar "Bu alan benim alanım" deyip kendisine bir sınır belirliyor. Dolayısıyla o alanda başkası büyümeye başladığı zaman, onu kendine bir rakip ve geleceğine dönük bir tehdit olarak görüyor ve işbirliği yapmaktan, paylaşmaktan çekiniyor. Çünkü işbirliği yapmak demek, paylaşmak demek aynı zamanda gücü ve iktidarı da paylaşmak demektir. Bu yüzden bırakın bütün örgütlerin bir araya gelmesini, aynı alanda çalışan örgütler bile bir araya gelemiyorlar. Geldikleri zaman sorunlar yaşıyorlar. Temeldeki sorun, buralarda iktidar mücadelesinin olmasıdır. İnsanların bundan sıyrılması gerekiyor. İnsanların, kendi kafalarındaki demokrasi sorununu çözmesi lazım.

* Sizin bu yönde bir çalışmanız var mı?

Biz Türkiye'de kadın örgütleri, çevre örgütleri ve insan hakları örgütlerinin bir araya gelerek birlikte çalışmasını istiyoruz. Ortak bir çaba gerekiyor. Bu toplumda, bu insanların birlikte düşünmesi ve birlikte sorunlara müdahale etmesine ihtiyaç var. Ama ne yazık ki insanlar olaylara kendi açılarından bakıp değerlendirmeye devam ediyorlar. "Bütün" adı altında yürüttüğümüz çalışmada da gördük ki bu örgütler birbirlerini tanımıyor. Önümüzdeki dönem bu sorunun çözülmesini umuyoruz. Bu yöndeki çalışmalarımızı da sürdürüyoruz.

AB süreci STÖ üzerinde nasıl bir etki yarattı?

Kişisel kanaatime göre AB'nin sivil toplum gelişimine olumlu etkisi çok oldu ama bu olumlu etki yanında olumsuz etkisi de oldu. Ben, AB sürecinin, STÖ'lerin 'namusunun bozulmasında' önemli bir etken olduğunu düşünüyorum. AB sürecinde, Türkiye'ye STÖ'lerin kullanması için gönderilen hibe paralarının STÖ'leri sivil mantıktan uzaklaştırıp, biraz daha para kazanmak, para sahibi olmak, para ile iş yapmak gibi bir mantığa doğru yönlendirdiği kanısındayım. Bu da STÖ'leri, etik kurallardan, sivillilikten, gönüllülükten uzaklaştırıp, para için iş yapmaya, daha da büyümeye yönlendirdi. Tabi bu söylediğim bütün STÖ'ler için geçerli değil. Ancak ne yazık ki bu sayı oldukça çok ve bu durumu Türkiye'deki STÖ'ler için bir tehdit olarak görüyorum ben.

* Bu söyledikleriniz AB sürecinin yarattığı olumsuzluklar, peki yarattığı olumluluklar neler?

AB'nin tüm bu olumsuzluklarının yanı sıra getirdiği bir çok olumlu yönde var tabii. Her şeyden önce bu 2 yıl içinde STÖ'lerle ilgili hukuki anlamda önemli değişiklikler oldu. Dernek Kanunu değişti, Dernekler Masası sivilleşti. Bu sayede örgütlenme önündeki bir çok engel kalkmış oldu. Yetki polisten alınıp sivil birimlere verildi. Bunların hepsi AB sürecinin yarattığı olumlu şeyler. Tabii uygulamada halen sorunlar devam ediyor. Kanun değişse de kolluk kuvvetlerimiz alışkanlıklarını sürdürüyorlar.

* Son dönemde yaşanan olaylarla birlikte AB halkın gündeminden düşmüş durumda…

Açıkçası Avrupa Birliği süreci şu an için toplumun gündeminde değil. STÖ'lerin de AB sürecini çok fazla taktığı yok. Çünkü AB konusunda çok bilgili değiller. Müzakereler başladığında biz 4 bin örgüte bu konudaki görüşlerini sorduk, bize iletmelerini istedik, ancak ne yazık ki bize yalnızca bir kurum yanıt yazdı. Onlar da adres bildirmemişler. Türkiye'de daha çok sürece müdahil olmak isteyenler, görüş bildirenler TÜSİAD, TOBB gibi büyük kuruluşlar oluyor. Yerellere baktığımızda 'tık' yok. Bunun böyle olmaması lazım. Çünkü esas olarak AB ile o insanların hayatı değişecek. Mümkün olduğunca bu süreci o insanlara anlatmaya çalışıyoruz ama olmuyor. Bu konuda medyaya da çok iş düşüyor aslında. AB sürecinin iyi anlatılması gerekiyor.

* Türkiye'de milliyetçi eğilimin STÖ'ler üzerindeki etkisini nasıl buluyorsunuz?

Kendi kişisel görüşüm, Türkiye'de milliyetçi olmayan bir kesim görmüyorum. En solcusundan en Kürdüne, Alevisinden Sunnisine, Ermenisine kadar herkesin güçlü bir milliyetçilik damarı var. Bu damar her zaman açığa çıkmıyor. Bu kimi zaman bir milli maçta kendi vatandaşlarının kendi etnik gruplarının baskıya uğraması sırasında, kimi zaman yandaşlarının bir başarısında açığa çıkıyor. Zaten sorunun temeli de bence bu milliyetçilik. Biz bu anlayıştan kopmadığımız sürece sürekli bir öteki yaratıyoruz. O kadar fazla ötekimiz var ki kafamızda, kafamızın içi labirent gibi. Sivil topluma da bu sirayet ediyor. Rahat rahat yaşayamıyor. İnsanlar çok gergin ve panik halindeler, bir şeyleri korumanın telaşındalar. Bir kısmı devleti bir kısmı başka bir şeyi koruyor. Ama insanlar birey olarak kendilerini koruma ve geliştirme gibi bir kavrama ulaşamamışlar. Kendi varlığını ve önemini fark edememiş. Bunu fark edemediği için de aktif yurttaş olamıyor. Aktif yurttaş olunabildikten sonra bu sorunların önündeki engeller kalkabilecek. İnsanlar bir bütünün parçası olarak görüyor kendini ve o bütünü koruması gerektiğini düşünüyor.

Paylaş
Bu web sitesi, STGM tarafından yürütülen ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen Etkin Katılım İçin Sivil Toplumun Gelişimi projesi kapsamında yayın yapmaktadır.
Web sitesinin Avrupa Birliği'nin resmi görüşlerini yansıttığı düşünülmemelidir.